Bu yazıyı özellikle Erdoğan'ı sevmeyenlere yazıyorum.
Sevin diye değil. AK Parti'ye oy verin diye hiç değil.
Sadece başkalarının zekâsını ölçmeden önce, insanın arada bir kendi muhakemesini de tartması gerektiğini hatırlatmak için.
Çünkü Türkiye'de yıllardır garip bir siyasi kibir dolaşıyor:
“AK Parti seçmeni cahil.”
“Eğitimsiz.”
“Kandırılıyor.”
“Ülkenin başına ne geldiyse bunların yüzünden geldi.”
Peki başkasını sorgulamamakla suçlayan insan, kendi inandıklarını ne kadar sorguluyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü başkasına “cahil” demek eğitim gerektirmiyor. Kendi inandığından şüphe edebilmek ise ciddi bir zihinsel eğitim gerektiriyor.
Diploma başka şeydir, entelektüel ahlak başka.
İnsan üniversite bitirebilir, dünyayı gezebilir, son derece kültürlü olabilir ve yine de kendi siyasi mahallesinden gelen her habere inanabilir.
Sonra köydeki adama dönüp:
“Sen sorgulamıyorsun.”
diyebilir.
İnsan zihninin ironisi biraz da burada.
Kibir, cehaleti ortadan kaldırmıyor; bazen yalnızca insanın kendi cehaletini görmesini engelliyor.
Bir de buna yoğun siyasi nefret eklenince işler iyice karışıyor. İnsan önce gerçeği araştırıp sonra kanaat oluşturacağına, önce kanaatini oluşturup sonra onu doğrulayacak gerçekler aramaya başlıyor.
Gelelim yıllardır duyduğumuz şu cümleye:
“Erdoğan teröristleri hapisten çıkardı.”
Gerçekten mi?
Bir bakalım.
Merak etmeyin, hukuk fakültesi diplomasına ihtiyacımız olmayacak.
Bir takvim ve basit bir toplama işlemi yeterli.
Takvim: 1993
Türkiye'de DYP-SHP koalisyonu iktidarda.
20 Kasım 1991 ile 27 Temmuz 1994 arasında Adalet Bakanı SHP'li Seyfi Oktay.
Bugünkü CHP ile SHP aynı tüzel kişilik değil; fakat SHP'nin 1995'te CHP ile birleştiğini de unutmayalım.
O yıllarda terör davalarını Devlet Güvenlik Mahkemeleri görüyor.
Burada bir şeyi özellikle doğru koyalım:
Bu insanlara cezayı DYP veya SHP vermedi.
Mahkemeler verdi.
Ama bugün tahliye tarihinden siyasi sonuç çıkarıyorsak, mahkûmiyet tarihini de siyasi hafızadan silemeyiz.
Şimdi birkaç isme bakalım:
Musa Şanak: 1993'te cezaevine girdi. Yaklaşık 30 yıl sonra, 16 Ağustos 2023'te tahliye edildi.
Mehmet İnal: Yaklaşık 30 yıl cezaevinde kaldı. 16 Ağustos 2023'te çıktı.
Adnan Karakaş: Yaklaşık 30 yıl cezaevinde kaldı. 16 Ağustos 2023'te tahliye edildi.
Menaf Osman: Mart 1993'te gözaltına alındı, DGM tarafından eski TCK'nın 125. maddesi kapsamında müebbet hapse mahkûm edildi. Yaklaşık 30 yıl 6 ay sonra, 3 Eylül 2023'te tahliye edildi.
Bir de Veysi Aktaş var.
11 Mayıs 1994'te cezaevine girdi. Eski TCK'nın 125. maddesi kapsamında müebbet hapis cezası aldı.
Koşullu salıverme için gerekli süre 30 yıldı.
Şimdi bütün siyasi teorileri birkaç saniyeliğine kenara bırakalım:
1994 + 30 = 2024.
Hepsi bu.
Üstelik Aktaş 2024'te bile çıkmadı. İyi hâl değerlendirmesi üç kez olumsuz sonuçlandı ve ancak 25 Temmuz 2025'te koşullu salıverildi.
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü de kendisine herhangi bir ayrıcalık veya istisna uygulanmadığını, işlemlerin infaz mevzuatı ve yargı kararları çerçevesinde yapıldığını açıkladı.
Yani ortada Erdoğan'ın cezaevinin kapısına gidip:
“Arkadaşlar, açın kapıları!”
dediği bir hikâye yok.
İnfaz hukuku var.
Peki idamı Erdoğan mı kaldırdı?
Şimdi takvimi başka bir tarihe getirelim:
3 Ağustos 2002.
Erdoğan başbakan değil.
AK Parti iktidarda değil.
Başbakan Bülent Ecevit.
Hükümet DSP-MHP-ANAP koalisyonu.
TBMM, 4771 sayılı Kanun'u kabul ediyor ve savaş ile çok yakın savaş tehdidi dışındaki idam cezalarını müebbet ağır hapse dönüştürüyor.
Üstelik idamdan müebbete çevrilen terör mahkûmları için şartla salıverme uygulanmaması ve cezanın ölünceye kadar sürmesi de düzenleniyor.
AK Parti'nin iktidara geldiği tarih:
3 Kasım 2002.
Erdoğan'ın başbakan olduğu tarih:
Mart 2003.
Evet, ölüm cezasının Türk hukukundan tamamen çıkarılması 2004'te AK Parti döneminde tamamlandı.
Bunu da saklamayalım.
Çünkü gerçeği savunacaksak yalnızca işimize gelen yarısını anlatamayız.
Fakat “Erdoğan geldi, teröristlerin idamını kaldırdı, sonra da onları serbest bıraktı” şeklindeki kolay hikâye tarihleri yan yana koyduğumuz anda dağılıyor.
Gelelim asıl meseleye
1993'te içeri giren adam yaklaşık otuz yıllık infaz süresinin ardından 2023'te çıkıyor.
1993 + 30 = 2023.
Bunu anlamak için hukukçu olmaya gerek yok.
İşte benim asıl ilgilendiğim yer burası.
Yıllardır başka insanları “araştırmamakla, okumamakla, kandırılmakla” suçlayan bir insan, kendi siyasi mahallesinden gelen bu iddiayı hiç araştırmadan kabul ediyorsa küçük bir problemi var demektir.
Çünkü belki de yıllardır başkasına sorduğu soruyu bir kez kendisine sorması gerekiyor:
“Acaba kandırılan ben olabilir miyim?”
İşte kibir burada tehlikeli.
Bilmemek ayıp değil.
Hepimiz bir şeyleri bilmiyoruz.
Ama insan kendi yanılma ihtimalini ortadan kaldırdığı anda öğrenme kapısını içeriden kilitliyor.
Üstelik bir ihtimal daha var.
Bu tarihleri ben bulabiliyorum.
Siz bulabiliyorsunuz.
Bir gazeteci bulabilir.
Bir milletvekili çok daha kolay bulabilir.
Bir siyasi partinin hukukçuları zaten bulmak zorunda.
O hâlde bütün bunları bilen birisi hâlâ yalnızca:
“Erdoğan teröristleri serbest bıraktı!”
diyorsa mesele artık onun kandırılması olmayabilir.
Sizin kandırılmanız olabilir.
İşte buna kızın.
Çünkü Erdoğan'dan nefret etmek sizin hakkınız.
AK Parti'ye hayatınız boyunca oy vermemek de hakkınız.
Ama birilerinin sizin nefretinizi kullanarak muhakemenizi devre dışı bırakması başka bir şey.
Birisi “Erdoğan” diyor...
Öfke geliyor...
Sorgulama gidiyor.
Sonra yıllardır “cahil, eğitimsiz, kandırılmış” diye küçümsediğiniz insanların düştüğünü düşündüğünüz çukurun içinde bu kez kendinizi buluyorsunuz.
Biraz tatsız bir ironi.
O yüzden aydınlığı diplomada, semtte, hayat tarzında veya oy verilen partide aramayalım.
Aydın insan, kendi mahallesinin yalanına da itiraz edebilen insandır.
AK Parti seçmenine yıllardır “sorgula” diyorsanız, güzel.
Sorgulasın.
Ama zahmet olmazsa siz de sorgulayın.
Mesela şuradan başlayın:
1993 + 30 = 2023.
Sonra yine Erdoğan'ı eleştirin.
Yine CHP'ye oy verin.
Yine AK Parti'yi beğenmeyin.
Bunların hiçbirinde sorun yok.
Ama birileri size kolayca araştırılabilecek bir konuda eksik veya yanlış bir hikâye anlattığında, önce telefonunuzu çıkarın.
Çünkü başkasını küçümsemek insana geçici bir üstünlük duygusu verir.
Kendi yanıldığını kabul edebilmek ise gerçek bir zihinsel üstünlüktür.
Ve araştırdıktan sonra yıllardır size anlatılan bazı hikâyelerin gerçeğin yalnızca yarısı olduğunu fark ederseniz Erdoğan'a kızmaya devam edebilirsiniz.
Ama bu kez başınızı kendi mahallenize de çevirip şu soruyu sormayı unutmayın:
“Bir dakika… Siz beni neden kandırıyorsunuz?”








