İstanbul--:--:--
Dolar48,7883 0,08Euro56,1083 -0,08Gram Altın6.865,89 0,94Çeyrek Altın11.116,00 -0,30
İstanbul Post
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service
POLITIKA

Devlet, Devlet'i değil Devleti seçti

·1.160 okunma·Hasan Cahit Gürkan
Hasan Cahit Gürkan

Köşe Yazısı

Hasan Cahit Gürkan

Devlet, Devlet'i değil Devleti seçti
Paylaş
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service

Devlet Bahçeli'yi sevmeyebilirsiniz.

Konuşma tarzıyla dalga geçebilir, bazı çıkışlarını tuhaf bulabilir, siyasi fikirlerine karşı çıkabilirsiniz. Ben de zamanında bazı fikirleri nedeniyle ona muhaliftim. Bunda hiçbir sorun yok.

Çünkü bu yazı, Bahçeli'yi sevip sevmemekle değil; bir siyasetçiyi değerlendirirken sevgi ve nefretin ötesine geçip gerçeklere bakabilmekle ilgili.

Devlet Bahçeli, Türk siyasetinin en uzun soluklu liderlerinden biri. Alparslan Türkeş'in ölümünün ardından MHP'nin başına geçti; partisini ağır krizlerden, seçim yenilgilerinden ve iç mücadelelerden geçirdi. 1999'da MHP'yi tarihinin en büyük seçim başarılarından birine taşıyarak hükümet ortağı yaptı.

Ancak siyasi hayatının en tartışmalı kararı yıllar sonra geldi.

Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan'ın en sert muhaliflerinden biriydi. Erdoğan hakkında ağır ifadeler kullandı, AK Parti'yi eleştirdi, çözüm sürecine karşı çıktı ve başkanlık sistemi arzusuna itiraz etti.

Sonra Türkiye değişti.

Suriye parçalandı, Irak zaten istikrarsızdı. PKK şehir savaşları başlattı; hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu, Güneydoğu'daki bazı ilçeler savaş alanına döndü.

Ardından 15 Temmuz geldi.

Devletin ordusuna, polisine ve bürokrasisine sızmış bir yapı, tanklar ve savaş uçaklarıyla devleti ele geçirmeye kalktı.

Bahçeli'nin siyasi hikâyesindeki kırılmayı anlamak için yalnızca Erdoğan'a değil, o günkü Türkiye'ye bakmak gerekir. Çünkü önünde ağır bir tercih vardı:

Yıllarca kavga ettiği Erdoğan'a karşı eski pozisyonunu koruyabilir, siyasi tutarlılığını sürdürebilirdi. Böyle yapsaydı kimse ona “dönek” demez, eski sözlerini önüne koymazdı. Siyasi itibarı açısından en güvenli yol buydu.

Ama başka bir seçenek de vardı: Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdidin artık sıradan bir iktidar-muhalefet kavgasını aştığını düşünmek.

Bahçeli bu yolu seçti.

Burada önemli bir ayrım var:

Bir siyasetçinin fikrini değiştirmesi her zaman döneklik değildir. Bazen şartlar ve tehditler değişir. Bazen dün rakibiniz olan biriyle bugün devletin geleceği konusunda yan yana durmanız gerekir.

Bahçeli'nin hikâyesini belki de tek cümleyle anlatan ifade şudur:

Devlet, Devlet'i değil Devleti seçti.

Yani kendi siyasi geçmişini, sözlerini ve gururunu korumak yerine devletin geleceği açısından doğru olduğuna inandığı şeyi seçti. Üstelik bunun kendisine neye mal olacağını bilerek.

Erdoğan'a verdiği desteğin ardından “dönek” deneceğini, “koltuğunu sattı” suçlamalarıyla karşılaşacağını ve yıllar önce söylediği her sözün tekrar önüne getirileceğini biliyordu. Buna rağmen kararını verdi.

Bu yakınlaşma zamanla, birlikte kriz atlatan iki siyasi hareket arasında kalıcı bir ittifaka dönüştü. Bu şaşırtıcı değildi; insanlar ve kurumlar, krizleri birlikte atlattıkça birbirlerini farklı tanırlar.

Ancak bu ittifakı savunmak, Erdoğan yönetiminin bütün uygulamalarını doğru bulmayı gerektirmez. Bahçeli'nin kararının arkasında devlet güvenliği ve siyasi istikrar kaygısı bulunmuş olabilir; fakat bu, Erdoğan yönetimine yönelik meşru eleştirileri ortadan kaldırmaz.

Ekonomik krizler, hayat pahalılığı, kurumların zayıflaması, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı konusundaki tartışmalar, ifade özgürlüğüne ilişkin kaygılar ve yönetimde hesap verebilirlik sorunları ciddi meselelerdir. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin yetki yoğunlaşmasına yol açtığını düşünenlerin eleştirileri de basitçe “devlet düşmanlığı” diye yaftalanamaz.

Aynı şekilde ittifakın siyasi sonuçları da tartışmaya açıktır. İttifak, bazı dönemlerde güvenlik ve istikrar açısından destekçilerine göre gerekli bir dayanışma sağlarken, muhalefet alanını daralttığı, yürütme gücünü daha da merkezileştirdiği ve demokratik denetim mekanizmalarını zayıflattığı gerekçesiyle eleştirildi. Seçim sonuçları, yönetim tercihleri ve ittifak politikaları toplumun bir bölümünde ciddi hayal kırıklıkları yarattı. Bu eleştiriler, Bahçeli'nin kararının arkasında samimi bir siyasi muhakeme bulunmuş olabileceği ihtimalini geçersiz kılmaz.

Bir siyasetçinin kararını anlamaya çalışmak, o kararın bütün sonuçlarını onaylamak değildir. Bahçeli'nin Erdoğan'la ittifak kurmasını doğru veya yanlış bulabilirsiniz; ittifakın ülkeye fayda sağladığını ya da zarar verdiğini savunabilirsiniz. Önemli olan, bu tartışmayı kanıta, politikaya ve sonuçlara dayandırmaktır.

Ancak Bahçeli'ye yönelik eleştiriler bir noktadan sonra siyasi sınırları aştı. Bazı çevrelerde onun Erdoğan'ı kendi iradesiyle desteklemiş olabileceği ihtimali kabul edilemez hale geldi. Çünkü bu, şu soruyu sormayı gerektiriyordu:

“Acaba gerçekten Türkiye'nin geleceği konusunda böyle düşündüğü için mi bunu yaptı?”

Bu ihtimal rahatsız ediciydi. Yıllardır şeytanlaştırdığınız bir insanın bazı kararlarını vatanseverlik saikiyle almış olabileceğini kabul etmek, kendi ezberlerinizi de sorgulamanızı gerektirir. İnsan zihni ise çoğu zaman bundan kaçınır; boşluğu komplo doldurur.

Bahçeli hakkında, özel hayatına ilişkin sağlam hiçbir kanıta dayanmayan cinsel içerikli kaset ve şantaj söylentileri yıllarca dolaştırıldı. Mantık basitti:

“Bahçeli Erdoğan'ı gerçekten destekliyor olamaz; öyleyse mecbur bırakılıyor olmalı.”

Böylece siyasi bir tercihi anlamaya çalışmak yerine, onu açıklayacak bir şantaj hikâyesi üretildi. Üstelik bu söylentilerin bir kısmı eşcinselliği aşağılayıcı bir ima olarak kullandı.

Burada durup düşünmek gerekir: LGBT bireylerin aşağılanmasına karşı çıktığını söyleyip sevmediğiniz bir siyasetçiyi küçük düşürmek için eşcinsellik imasını hakaret malzemesi yapıyorsanız, savunduğunuz değerlerle davranışınız arasında ciddi bir çelişki vardır.

Mesele Bahçeli'nin özel hayatı değil; kanıtsız bir özel hayat hikâyesinin siyasi nefret uğruna silaha dönüştürülmesidir.

İnsan neden inanmak istediği bir hikâyenin kanıtını aramaz? Neden sevmediği biri hakkında duyduğu en aşağılayıcı iddiayı sorgulamadan paylaşır? Çünkü bazen nefret gerçeği öğrenmek değil, kendisini haklı çıkaracak bir hikâye ister.

İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Bir zamanlar meydanlarda cadılar yakılıyordu; suçlama kanıt yerine geçiyordu. Bugün meydanların yerini sosyal medya, ateşin yerini tweetler, videolar, montajlar, dedikodular ve linç kampanyaları aldı.

Dürtü ise aynı kaldı:

Önce düşmanı seçiyoruz, sonra suçunu arıyoruz.

Bahçeli'yi sevmek, ona oy vermek ya da siyasi kararlarını doğru bulmak zorunda değilsiniz. Erdoğan yönetimini, ittifakın politikalarını ve ortaya çıkan sonuçları sert biçimde eleştirebilirsiniz. Hatta Bahçeli'nin kararının yanlış olduğunu, ülkeye beklenen faydayı sağlamadığını ve demokratik açıdan ağır bedeller doğurduğunu savunabilirsiniz.

Ancak bir siyasi tercihi açıklayamadığımızda kişinin karakterini, özel hayatını ve onurunu hedef alan hikâyeler üretiyorsak artık onu değil, kendimizi sorgulamalıyız.

Çünkü demokrasi, rakibinizi eleştirebilme özgürlüğüdür. İktidarı ve ittifakları denetlemek, yanlışlarını göstermek ve hesap sormak demokrasinin temel görevlerindendir. Linç ise rakibinizi insanlıktan çıkarma arzusudur. Meşru eleştiriyle kişisel itibarsızlaştırma arasında büyük bir ahlaki mesafe vardır.

Bahçeli belki de hayatının en ağır siyasi bedellerinden birini Erdoğan'a karşı çıkarken değil, Erdoğan'ın yanında durmaya karar verdiğinde ödedi. Çünkü düşmanınızla kavga etmek kolaydır. Asıl zor olan, yıllarca kavga ettiğiniz biriyle ülkeniz için aynı tarafta durmanız gerektiğine inanmak ve geçmişte söylediğiniz her sözün önünüze konacağını bile bile bu adımı atmaktır.

Bahçeli'nin kararını doğru veya yanlış bulabilirsiniz. Erdoğan yönetiminin ve ittifakın sonuçlarını ağır biçimde eleştirebilirsiniz. Tarih bunların hükmünü ayrıca verecektir. Ancak önce şu ihtimali dürüstçe düşünmek gerekir:

Belki ortada kaset, şantaj ya da gizli bir mecburiyet yoktu. Belki bir adam, kendi siyasi hikâyesinin tutarlılığı ile devletin geleceği arasında tercih yapması gerektiğine inandı.

Ve tercihini yaptı.

Bu tercih, Erdoğan yönetiminin her kararını aklamaz; ittifakın bütün sonuçlarını başarıya dönüştürmez; eleştirileri de geçersiz kılmaz.

Ama siyasi bir kararı eleştirmekle, o kararı kanıtsız komplo hikâyeleriyle açıklamaya çalışmak aynı şey değildir.

Bahçeli kararının bedelini ödedi.

Devlet, Devlet'i değil Devleti seçti.

Okur Yorumları

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yaz

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Son dakika haberleri anında

İstanbul Post'u X'te takip edin — @istanbulpost26

Takip Et
Reklam
Nursan Spor
Spor zemini & çelik konstrüksiyon — 2013'ten beri
Teklif Al
NOVA AI robotuYAPAY ZEKA AJANSINOVA AIweb tasarım · yazılım · otomasyonnovaajans.tr