İstanbul--:--:--
Dolar48,7883 0,08Euro56,1083 -0,08Gram Altın6.865,89 0,94Çeyrek Altın11.116,00 -0,30
İstanbul Post
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service
POLITIKA

O Yüzüğün Efendisi Erdoğan Değil, Sizsiniz

·1.304 okunma·Hasan Cahit Gürkan
Hasan Cahit Gürkan

Köşe Yazısı

Hasan Cahit Gürkan

O Yüzüğün Efendisi Erdoğan Değil, Sizsiniz
Paylaş
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service

Recep Tayyip Erdoğan'ın 1994'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olması, kendisini laik ve çağdaş hayatın koruyucusu olarak gören bazı çevrelerde ciddi bir endişe yaratmıştı. Muhafazakâr bir siyasetçinin İstanbul'u yönetmesi ihtimali, alışılmış hayatın değişeceği korkusunu beraberinde getiriyordu.

Çok geçmeden kehanetler başladı: Kadınlarla erkeklerin otobüsleri ayrılacak, okullar ayrılacak, yaşam biçimine müdahale edilecek, şeriat gelecekti...

Erdoğan bu iddiaları defalarca reddetti ve hiçbiri gerçekleşmedi. Aksine başörtülü kadınla başı açık kadını aynı toplumun parçası olarak gören bir dil kullanmaya özen gösterdi. “Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü” sözü de yıllarca bu anlayışın mottolarından biri oldu.

Fakat korkunun tuhaf bir huyu vardır: Gerçekleşmeyen kehanetlerinden pek utanmaz; sessizce yenilerini bulur.

Meşhur yüzük hikâyesi de bunlardan biri.

Erdoğan'ın 1994 seçimleri sırasında bir yüzüğü göstererek “Tek servetim bu yüzük” dediği yıllardır anlatılıyor. Oysa gerçek görüntü ortada: Erdoğan o yüzüğü kendi servetini göstermek için değil, seçim kampanyasına destek olmak isteyen bir kadının gönderdiği yardımı anlatırken gösteriyor. “İşte bütün servetim bu yüzük” cümlesinin izi ise dönemin gazetelerindeki mizahi bir “Foto-Şaka” altyazısına kadar gidiyor.

Sonrası, yanlış bilginin nasıl ortak hafızaya dönüştüğünü gösteren küçük bir psikoloji deneyi.

2014'te CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç bu sözü Erdoğan'a atfetti. Kemal Kılıçdaroğlu aynı hikâyeyi 2021'de kullandı; 2023'te anlatıya “Bu yüzükten başka bir şeyim varsa bana hırsız diyebilirsiniz” cümlesi de eklendi. Meral Akşener de yüzük üzerinden Erdoğan'ı eleştirdi. 2025'te ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu yüzükten başka şeyim yok, zenginleşmişsem bilin ki çalmışımdır” şeklindeki daha da geliştirilmiş versiyonu Erdoğan'a atfetti.

Yüzük aynı kaldı, hikâye büyüdü.

Bir gazetenin “Foto-Şaka”sı önce siyasi söyleme, ardından parti kürsülerine, sonunda da insanların hafızasına yerleşti. Üstelik her yeni anlatıcı hikâyeye küçük bir katkıda bulundu. Yüzük değişmedi ama rivayetin serveti giderek arttı.

Benim ilgimi çeken ise yüzükten çok insan zihni.

Muhalif çevrelerin bir bölümünde kendisini daha eğitimli, daha çağdaş ve daha sorgulayıcı görme eğilimi var. Özellikle iktidara oy veren insanlara yukarıdan bakan bir dile de sıkça rastlıyoruz.

İnsan elbette kendisini entelektüel görebilir. Fakat entelektüelliğin küçük ve zahmetli bir şartı vardır: İnsan, başkasının inançlarından önce kendi kanaatlerini sorgulayabilmelidir.

Stoacıların yüzyıllar önce fark ettiği meselelerden biri buydu. İnsan yalnızca başına gelenlerle değil, onlar hakkında verdiği hükümlerle de yaşar. Dolayısıyla zihinsel özgürlük, bize söylenene hemen inanmak değil, hüküm vermeden önce onu sınayabilmektir.

Modern psikoloji buna “doğrulama yanlılığı” adını veriyor. Zihin, zaten inandığı şeyi doğrulayan bilgiyi sever. Hoşuna gitmeyen gerçeğe ise bazen evin sevimsiz misafiri muamelesi yapar.

Yüzük hikâyesi bunun neredeyse kusursuz bir örneği. Üstelik gerçeği öğrenmek için Sorbonne'da doktora yapmaya gerek yok. Görüntü internette duruyor.

İşte tam burada muhalif seçmenin kendisine sorması gereken soru şudur:

Ben neden kandırılmaya razı olayım?

Bir siyasetçiyi sevmemek, onun hakkında anlatılan her şeye inanmayı gerektirmez. Tam tersine, kendimi akıllı ve sorgulayan biri olarak görüyorsam, bana sunulan bilginin doğruluğu konusunda daha titiz olmam gerekir.

Çünkü kandırılmanın rahatsız edici tarafı yalnızca yanlış bir şeye inanmış olmak değildir. Daha kötüsü, birilerinin sizin öfkenizi, siyasi aidiyetinizi ve önyargılarınızı kullanarak sizin yerinize düşünmüş olmasıdır.

Akıllı insanın buna itiraz etmesi gerekir.

Yüzük hikâyesinin gerçeğini öğrendiğimde ilk sorum “Erdoğan'ı nasıl savunurum?” olmazdı. Ben başka bir şey sorardım:

“Beni neden yıllarca buna inandırdınız?”

İşte felsefenin siyasete dokunduğu yer tam burasıdır.

Yanılmayan insan yoktur. Asıl mesele, yanıldığını fark ettiğinde kendi gururuyla gerçek arasında hangisini tercih edeceğidir.

Marcus Aurelius'un dünyasında insan önce kendi zihninin bekçisidir. Başkasının bizi kandırmasını bütünüyle engelleyemeyebiliriz; fakat neye inanacağımız konusunda son sözü başkasına bırakmamak bizim elimizdedir.

Erdoğan'ın siyaseti elbette eleştirilebilir. Bunun için yüzlerce gerçek olay vardır. Güçlü eleştirinin yalana ihtiyacı olmaz. Yalan devreye girdiği anda eleştiri, karşısındakinden talep ettiği ahlaki üstünlüğün bir kısmını kendi eliyle kaybeder.

Hele başkalarına cehalet dersi veriyorsak çıtayı biraz daha yukarı koymamız gerekir.

Çünkü aydın olmak her şeyi bilmek değildir. Bildiğini sandığı şeyden şüphe edebilecek kadar özgür bir zihne sahip olmaktır.

Belki de bu yüzden meşhur yüzük hikâyesinde yıllardır yanlış kişiye bakıyoruz.

Erdoğan'ın elinde yalnızca bir yüzük vardı. Onu “Tek servetim bu yüzük” hikâyesine dönüştürenler başkalarıydı. Yıllarca tekrar edenler, üzerine yeni cümleler ekleyenler ve hiç sorgulamadan gerçek kabul edenler de...

Öyleyse Tolkien'den müsaade isteyip meseleyi yerine oturtalım:

O yüzüğün efendisi Erdoğan değil.

Sizsiniz.

Okur Yorumları (2)

  • HC
    Hasan Cahit Gürkan· 6 Eylül 2026 13:13

    Teşekkürler

  • İ
    İsmail· 16 Ağustos 2026 22:19

    Çok başarılı bir yazı.

Yorum yaz

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Son dakika haberleri anında

İstanbul Post'u X'te takip edin — @istanbulpost26

Takip Et
Reklam
Nursan Spor
Spor zemini & çelik konstrüksiyon — 2013'ten beri
Teklif Al
NOVA AI robotuYAPAY ZEKA AJANSINOVA AIweb tasarım · yazılım · otomasyonnovaajans.tr