Dolar49,1991▲ 0,06Euro55,1074▼ -0,55Gram Altın6.500,73▼ -1,26Çeyrek Altın10.653,94▼ -1,16BIST 10012.122,94▼ -2,03
Girişİstanbul--:--:--
İstanbul Post
NOVA AI
POLITIKA

CUMHURİYET BİR MARVEL FİLMİ DEĞİLDİR

·1.188 okunma·Hasan Cahit Gürkan
Hasan Cahit Gürkan

Köşe Yazısı

Hasan Cahit Gürkan

CUMHURİYET BİR MARVEL FİLMİ DEĞİLDİR
Paylaş
NOVA AI

Biz Cumhuriyet tarihini anlatırken bir yerde ipin ucunu biraz kaçırmışız.

Tarih anlatacağız derken Marvel evreni kurmuşuz.

Başrolde Mustafa Kemal Atatürk.

Çanakkale’de o var. Samsun’a o çıkıyor. Millî Mücadele’yi o başlatıyor. Orduyu o kuruyor. Savaşı o kazanıyor. Devleti o kuruyor. Cumhuriyet’i o getiriyor.

Biraz daha zorlarsak Bandırma Vapuru’nu da kendisi kullanmış diyeceğiz.

Diğerleri?

Yan karakter.

Kâzım Karabekir, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele, Meclis, askerler, bürokratlar, Anadolu halkı…

Filmin sonunda jenerikte isimleri akan ekip.

Sonra çocuğa dönüp diyoruz ki:

“Cumhuriyet’i Atatürk bize armağan etti.”

Çocuk da “Vay be!” diyor.

E ne desin?

Sen çocuğa tarih anlatmadın ki.

Süper kahraman anlattın.

Benim itirazım tam burada başlıyor.

Cumhuriyet kimsenin cebinden çıkmadı

Mustafa Kemal Atatürk bu ülkenin tarihindeki en önemli isimlerden biri.

Eyvallah.

Ama Cumhuriyet onun cebinden çıkarıp millete verdiği bayram şekeri değil.

Çünkü hikâye Mustafa Kemal’le başlamıyor.

1876’da Kanun-ı Esasi var.

Meclis var.

1908’de II. Meşrutiyet var.

1909’da padişahın yetkilerinin daha da sınırlandırılması var.

Yani Osmanlı’nın son yarım yüzyılında devlet zaten mutlak monarşiden uzaklaşıyor.

Sarayın karşısına Meclis geliyor.

Mutlak iktidarın karşısına anayasa geliyor.

Buradan kesin Cumhuriyet çıkardı diyebilir miyiz?

Hayır.

Tarih falcılık değildir.

Ama “Mustafa Kemal olmasaydı kesinlikle Cumhuriyet olmazdı” diyen de aynı falcılığı tersinden yapıyor.

Nereden biliyorsun kardeşim?

Ben “kesin olurdu” diyemem.

Sen de “kesin olmazdı” diyemezsin.

Asıl ilginç tarih: 1921

Cumhuriyet daha ilan edilmemiş.

Ama 1921 Anayasası’nın ilk maddesi şöyle:

“Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.”

Bir dakika…

Cumhuriyet bize 1923’te armağan edildiyse 1921’de egemen kim?

Millet.

Devleti kim yönetiyor?

Büyük Millet Meclisi.

Padişah mı?

Hayır.

Cumhurbaşkanı var mı?

O da yok.

“Cumhuriyet” kelimesi var mı?

Henüz o da yok.

Ama egemenlik hanedandan çıkmış, millete geçmiş.

O zaman gayet makul bir soru soruyorum:

Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te mi doğdu, yoksa zaten oluşmakta olan cumhuriyetçi rejimin adı mı o gün konuldu?

Bu soruyu sormak Mustafa Kemal düşmanlığıysa tarih bölümlerini kapatalım, yerine taraftar dernekleri açalım.

Ben kimsenin düşmanı değilim kardeşim.

Hele yüz yıl önce yaşamış bir insanın niye düşmanı olayım?

Siz söylediğim şeye cevap vermek yerine bana “Atatürk düşmanı” derseniz ben de size:

“Neden her eleştiriyi düşmanlık olarak algılıyorsunuz?”

diye sorarım.

Sonra siz bana etiket yapıştırırsınız, ben sizin bu refleksinizi sorgularım, herkes birbirine kızar.

E tarih ne oldu?

Arada kaynadı.

Bir tane kahraman bulmak zorunda mıyız?

Bir de şöyle deniyor:

“Tamam, başkaları da vardı ama belirleyici lider Mustafa Kemal’di.”

İyi de belirleyici hangi anda?

Mustafa Kemal askerlikten istifa ettiğinde elinde resmî bir ordu komutanlığı kalmamıştı.

Kâzım Karabekir’in elinde ne vardı?

15. Kolordu.

Karabekir İstanbul’un yanında dursaydı ne olurdu?

Mustafa Kemal’e destek vermeseydi?

Bilmiyoruz.

Ama işlerin çok daha zorlaşacağını herhalde kabul ederiz.

Üstelik Karabekir yalnızca destek veren adam değil.

Doğu Cephesi’nde savaşan ordunun başında.

Kars’ın alınmasında önemli rol oynuyor.

Gümrü Antlaşması’na giden askerî sonucu yaratan kadronun başında.

E şimdi?

Marvel filminde iki kahraman fazla geldi diye Karabekir’i senaryodan mı çıkaracağız?

Peki Fevzi Çakmak?

Millî Mücadele’nin askerî yapılanmasının merkezindeki adamlardan.

Genelkurmay Başkanı.

Sakarya’dan Büyük Taarruz’a uzanan süreçte ordunun sevk ve idaresinin tepesinde.

İsmet İnönü?

İnönü muharebeleri.

Batı Cephesi.

Mudanya.

Lozan.

Cumhuriyet’in ilk başbakanlığı.

Lozan’ı çıkar bakalım hikâyeden.

Oluyor mu?

Pek olmuyor.

Ali Fuat, Rauf, Refet?

Ali Fuat Cebesoy Amasya’da, Batı Anadolu direnişinde, Batı Cephesi’nde, sonra Moskova’da diplomaside.

Rauf Orbay Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta, sonra TBMM hükûmetinin başında.

Refet Bele Samsun’dan itibaren hareketin içinde, Amasya Genelgesi’nde imzası var, Millî Mücadele’de ve sonrasında İstanbul’un TBMM yönetimine geçişinde görevli.

Şimdi tekrar soruyorum:

Bu kadar insan varsa hikâye nasıl tek bir insanın hikâyesi oluyor?

Bir de Meclis var arkadaş

Bence hakkını en fazla yediğimiz şey belki de bir insan değil.

Meclis.

1920’de Ankara’daki milletvekilleri dekor değildi.

Mustafa Kemal konuşuyor, onlar da hep bir ağızdan “Emredersiniz Paşam” deyip eve gitmiyordu.

Tartışıyorlardı.

İtiraz ediyorlardı.

Kanun çıkarıyorlardı.

Mustafa Kemal’in istediği şeylere karşı çıktıkları bile oluyordu.

Çünkü Millî Mücadele yalnızca bir komutanın mücadelesi değildi.

Bir Meclis’in de mücadelesiydi.

Zaten Cumhuriyet dediğimiz şeyin esası ne?

Bir adamın iradesi değil.

Ortak irade.

Ama biz millet egemenliğine dayanan rejimin kuruluş hikâyesini bile tekrar tek adamın etrafında döndürmüşüz.

İroniye bak.

“Ama diğer paşalar Cumhuriyet istemiyordu…”

Bu da senaryoyu kolaylaştırıyor.

Mustafa Kemal Cumhuriyetçi.

Diğerleri eski kafalı.

İyiler burada.

Kötüler orada.

Patlamış mısırları alın, film başlıyor.

Fakat gerçek tarih o kadar kullanışlı değil.

Kâzım Karabekir Cumhuriyet taraftarı olduğunu söylüyor.

Rauf Orbay’ın itirazlarından biri Cumhuriyet’in kendisinden çok ilan edilme biçimine ve aceleciliğe.

Ali Fuat Cebesoy da Mustafa Kemal’le siyasi olarak ayrışıyor.

Sonra bu insanlar parti kuruyor.

Adı ne?

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası.

“Padişahı Geri Getirelim Fırkası” değil.

Cumhuriyet Fırkası.

Demek ki kavga yalnızca:

“Cumhuriyet mi, padişahlık mı?”

değilmiş.

Bir de:

“Nasıl bir Cumhuriyet?”

tartışması varmış.

Meclis ne kadar güçlü olacak?

Muhalefet yaşayacak mı?

Yetki nerede toplanacak?

Bir kişinin elinde ne kadar güç olacak?

İşte tarih bunları konuşunca güzelleşiyor.

Biraz karışıyor ama olsun.

Hayat da zaten iki saatlik Marvel filmi değil.

Mustafa Kemal’i küçültmeye gerek yok

Mustafa Kemal Atatürk çok güçlü bir siyasi liderdi.

Millî Mücadele içerisinde ortak bir siyasi merkez oluşturmakta çok önemli rol oynadı.

Ankara’nın merkez haline gelmesinde büyük payı vardı.

Saltanatın kaldırılmasını savundu.

Cumhuriyet’in ilanında önemli rol oynadı.

Yeni devletin yönünün şekillenmesinde muazzam etkisi oldu.

Bunların hiçbirini inkâr etmiyorum.

Ama buradan:

“O olmasaydı hiçbir şey olmazdı.”

sonucu çıkmıyor.

Çünkü Mustafa Kemal’i büyütmek için Karabekir’i küçültmek zorunda değilsin.

Fevzi Çakmak’ı küçültmek zorunda değilsin.

İnönü’yü, Ali Fuat’ı, Rauf’u, Refet’i küçültmek zorunda değilsin.

Hele Meclis’i ve milleti hiç küçültmek zorunda değilsin.

Bir adamı devleştirirken koca bir milleti figüran yapmanın ne anlamı var?

Asıl mesele çocuklara ne öğrettiğimiz

Bence meselenin en önemli tarafı burada.

Çocuğa diyorsun ki:

“Öyle büyük bir adam geldi ki ülkeyi kurtardı.”

“Cumhuriyet’i kurdu.”

“Her şeyi değiştirdi.”

“Bir daha da onun gibisi gelmez.”

Sen bunu övgü zannediyorsun.

Ama çocuğun kafasına farkında olmadan başka bir fikir de yerleştiriyorsun:

“Sen onun gibi olamazsın.”

“Kurtarıcılar yüz yılda bir gelir.”

“Toplumlar kendi kendilerini değiştiremez.”

“Bir büyük adam gelsin, gerisini halletsin.”

Kusura bakmayın ama Cumhuriyet adına çocuklara verilebilecek en garip derslerden biri bu.

Ben tam tersini öğretirim.

Mustafa Kemal gökten inmedi.

Bu topraklarda yetişti.

Kâzım Karabekir de yetişti.

Fevzi Çakmak da.

İnönü de.

Ali Fuat da.

Demek ki yine yetişirler.

Başka Mustafa Kemaller gelir.

Başka Karabekirler gelir.

Başka bilim insanları, devlet adamları, komutanlar, sanatçılar, düşünürler gelir.

Hatta daha iyileri gelir.

Niye gelmesin?

“Bir daha onun gibisi gelmez” cümlesi bana övgüden çok beddua gibi geliyor.

Niye gelmesin kardeşim?

Bu milletin aklı mı bitti?

Cesareti mi tükendi?

Kemalizm konusunda da biraz sakin olalım

Mustafa Kemal’i akıl ve bilimle anlatacağız.

Çağdaşlaşmadan bahsedeceğiz.

Sonra Mustafa Kemal hakkında soru sorulduğunda:

“Sus.”

“Dokunma.”

“Sorgulama.”

“Düşmansın.”

E hangisi?

Akıl mı?

İtaat mi?

İkisi aynı anda pek olmuyor.

Ben Mustafa Kemal Atatürk’ün düşmanı değilim kardeşim.

Ama tarihsel Mustafa Kemal’den kusursuz bir süper kahraman üretip çocukların önüne koyan anlayışı eleştiririm.

Buna da hakkım var.

Bir insan yöntem olamaz.

Yöntem akıldır.

Bilimdir.

Şüphedir.

Eleştiridir.

Kanıttır.

Mustafa Kemal’in 1920’lerde vardığı yerde 2026’da kamp kurmak ilericilik değildir.

İlericilik, kendi çağının şartlarını akılla değerlendirebilmektir.

Bunun adına Cumhuriyetçilik dersin.

Demokratlık dersin.

Akılcılık dersin.

Seküler hukuk devleti dersin.

Ne dersen de.

Ama merkezine bir insanın adını değil, ilkeleri koyarsın.

Cumhuriyet’in hakkını Cumhuriyet’e verelim

Mustafa Kemal Atatürk’ün hakkını Mustafa Kemal Atatürk’e.

Kâzım Karabekir’in hakkını Karabekir’e.

Fevzi Çakmak’ın hakkını Fevzi Çakmak’a.

İnönü’nün hakkını İnönü’ye.

Ali Fuat’ın hakkını Ali Fuat’a.

Rauf’un hakkını Rauf’a.

Refet’in hakkını Refet’e.

Meclis’in hakkını Meclis’e.

Askerin hakkını askere.

Anadolu halkının hakkını Anadolu halkına verelim.

Çünkü Cumhuriyet bir gecede gökten inmedi.

Bir adamın cebinden çıkmadı.

Bir millete armağan paketi içinde verilmedi.

Osmanlı’dan başlayan anayasal dönüşümün, Meşrutiyet’in, Millî Mücadele’nin, Meclis’in, komutanların, askerlerin, siyasetçilerin ve halkın ortak emeğiyle ortaya çıktı.

Mustafa Kemal Atatürk bu hikâyenin çok önemli bir parçasıdır.

Ama hikâyenin tamamı değildir.

Ve gençlere:

“Bir adam geldi ve sizi kurtardı.”

demek yerine şunu öğretelim:

“Bir kuşak ayağa kalktı ve bir ülkeyi değiştirdi.”

Aradaki fark çok büyük.

Birincisini öğretirsen çocuk ömrü boyunca kurtarıcı bekler.

İkincisini öğretirsen:

“Gerekirse ben de o kuşağın bir parçası olabilirim.”

der.

İşte bana göre Cumhuriyet’e yakışan nesil de budur.

Marvel kahramanına ağzı açık bakıp alkışlayan değil;

kafasını kaldırıp “Nasıl yaptılar?” diye soran nesil.

Okur Yorumları

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yaz

Yorumunuz hemen yayınlanır; kurallara uymayan yorumlar silinir.

Son dakika haberleri anında

İstanbul Post'u X'te takip edin — @istanbulpost26

Takip Et
Reklam
Nursan Spor
Spor zemini & çelik konstrüksiyon — 2013'ten beri
Teklif Al
NOVA AI robotuYAPAY ZEKA AJANSINOVA AIweb tasarım · yazılım · otomasyonnovaajans.tr