Bir ölümün on yıl sonra yeniden kazılmasının sebebi genelde tek bir çatlaktır. Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun dosyasında o çatlak, ailenin doktoru olarak tanınan Nurettin Demirkol'un kendi cümlelerinden çıktı. Demirkol bugün tutuklandı.
Suçlama ne?
Yalan tanıklık. Yani mahkemeye bilerek gerçek dışı beyan vermek. Bu, hafif bir kabahat değil; soruşturmanın seyrini değiştiren, dosyayı yanlış yöne süren bir suç.
Çelişki tam olarak nerede?
Demirkol tanık sıfatıyla verdiği ifadede ölümü şüpheli bulmadığını söyledi. Oysa ölümün ilk saatlerinde 112'ye yapılan aramada kendisini "ailenin hekimi" olarak tanıtıp durumu şüpheli diye bildiren de oydu. Aynı adam, iki farklı yerde iki farklı şey söylemiş.
"Kim aradı bilmiyorum" demişti
26 Ağustos 2026'daki ifadesinde, Denizolgun'un ölü bulunduğu gün acil çağrıyı kimin yaptığını bilmediğini beyan etti. Kayıtlar açıldığında çağrının sahibi çıktı: kendisi.
Savcılık neye dayandı?
Doktorun beyanları, HTS kayıtları ve diğer tanık ifadeleri yan yana konduğunda ortaya çıkan çelişki. Savcılık kuvvetli suç şüphesi gerekçesiyle tutuklama istedi, mahkeme talebi kabul etti.
Bu dosya neden büyüyor?
Denizolgun'un 2016'daki ölümü uzun süre kapanmış sayıldı. Süleymancılar yapısına ilişkin yürütülen soruşturmanın genişlemesiyle dosya yeniden açıldı. Şimdi cevabı aranan soru şu: bir hekim, gördüğü şeyi neden iki kez farklı anlatır?







