Dolar49,1791▲ 0,08Euro55,4009▼ -0,02Gram Altın6.542,72▼ -0,76Çeyrek Altın10.850,27▲ 0,96BIST 10012.270,18▲ 0,17
Girişİstanbul--:--:--
İstanbul Post
NOVA AI
EKONOMI

TÜRKİYE TARIMI NEDEN KAN AĞLIYOR?

·1.137 okunma·Hasan Cahit Gürkan
Hasan Cahit Gürkan

Köşe Yazısı

Hasan Cahit Gürkan

TÜRKİYE TARIMI NEDEN KAN AĞLIYOR?
Paylaş
NOVA AI

Türkiye’de çiftçinin işi kötü gitti mi teşhis beş dakikada konuyor:

“Tarımı bitirdiler.”

Kim bitirdi?

Hükümet.

Nasıl bitirdi?

Mazot pahalı, gübre pahalı, ithalat yapılıyor, çiftçi desteklenmiyor, İsrail’den tohum geliyor…

Tamam da arkadaş, tarım gerçekten iki cümleyle açıklanabilecek bir iş mi?

Hükümeti yarın sabah değiştirelim.

Yağmur daha fazla mı yağacak?

30 dönümlük tarla 300 dönüm mü olacak?

Gübrenin dünya fiyatı yarıya mı inecek?

Amerikalı, Fransız, İspanyol çiftçinin tarlası küçülecek mi?

Dünya ticareti duracak mı?

Durmayacak.

O zaman sloganı biraz kenara bırakıp Türkiye tarımının gerçekten neresi ağrıyor, ona bakalım.

TARIM MI PARA KAZANDIRMIYOR, BİZİM ÇİFTÇİLİK MODELİMİZ Mİ?

Çünkü ikisi aynı şey değil.

Türkiye tarım yapamayan bir ülke değil. Tarım-gıda ürünlerinde net ihracatçı; fındıkta, kayısıda, kuru üzümde, birçok meyve-sebzede dünyanın önemli üreticilerinden.

OECD verilerine göre Türkiye’de tarımsal üretim 2013-2022 arasında yılda ortalama yüzde 3’ün üzerinde büyüdü. Tarımsal toplam faktör verimliliğindeki yıllık artış yaklaşık yüzde 2,3 oldu.

Yani:

“Türkiye artık tarım yapamıyor.”

demek doğru değil.

Ama geçinemeyen çok sayıda çiftçi var.

Öyleyse asıl soru şu:

Ülkenin tarımı üretirken çiftçisi neden para kazanamıyor?

DEDEDEN KALAN TARLA, TORUNDA PUL KOLEKSİYONUNA DÖNDÜ

Türkiye tarımının en eski hastalıklarından biri arazi yapısı.

Cumhuriyet bu problemi sıfırdan yaratmadı; Osmanlı’dan da küçük aile işletmelerinin yaygın olduğu bir yapı devralındı.

Ama sonraki miras ve mülkiyet düzenimiz bu problemi çözemedi.

1926 Medeni Kanunu’nda zirai işletmelerin bütünlüğünü korumaya yönelik hükümler vardı. Kimse:

“Baban ölünce tarlayı parçalayın.”

demedi.

Ama sistem parçalanmayı etkili biçimde durduramadı.

Baba öldü, üç çocuk kaldı.

Tarla paylaşıldı.

Sonra onlar öldü, torunlar paylaştı.

Bir nesil daha geçti, tekrar paylaşıldı.

Bir zamanlar tek işletme olan arazi bir baktınız:

12 dönüm burada.

8 dönüm tepede.

17 dönüm derenin yanında.

11 dönüm köyün öbür tarafında.

Kâğıt üzerinde adamın 48 dönüm tarlası var.

Gerçekte dört tane derdi var.

Traktörü götür, mazot yak, ekipmanı taşı, sulamayı ayrı çöz, akşam kasabaya dön, ertesi sabah tekrar gel…

Sonra:

“Niye para kazanamıyorsun?”

Belki soruyu yanlış kişiye soruyoruz.

TARIMIN DA MATEMATİĞİ VAR

Traktör senin tarlan küçük diye ucuzlamıyor.

Mazot acımıyor.

Gübre acımıyor.

Biçerdöver:

“Mehmet ağabeyin 30 dönümü varmış, yarı fiyatına biçelim.”

demiyor.

500 dönüm işleyen çiftçi makinenin maliyetini 500 dönüme yayıyor. 30 dönüm işleyen adam aynı yükü 30 dönüme bindiriyor.

Bunun adı ölçek ekonomisi.

Ama küçük arazi mutlaka kötü değildir.

30 dönüm buğday başka şey.

30 dönüm sera başka.

30 dönüm kaliteli bağ, kiraz, çilek, fide veya yüksek katma değerli başka bir ürün bambaşka şey.

Problem küçük tarladan çok, küçük tarlada büyük tarla çiftçiliği yapmaya çalışmak.

30 DÖNÜMLE 3.000 DÖNÜMLÜK ADAMIN OYUNUNU OYNAYAMAZSIN

Bizim geleneksel çiftçilik anlayışımızın bir bölümünde başka bir problem var.

Ek.

Gübrele.

İlaçla.

Hasadı bekle.

Yılın belli dönemlerinde çalışıp geri kalanında ürünün büyümesini bekleyen geniş alan tarımı, büyük arazide ekonomik olabilir.

Ama 20-30 dönümden bir ailenin bütün yıl geçimini beklemek giderek zorlaşıyor.

Küçük çiftçinin başka bir oyun oynaması lazım:

Metrekareden daha fazla değer üretmek.

Seracılık bunun en açık örneklerinden biri.

Modern serada çiftçilik yılda 30-40 günlük tarla işi değildir.

Sıcaklık, nem, sulama, besleme, hastalık kontrolü, budama, hasat, paketleme, pazarlama…

Neredeyse 365 gün işletmenin içindesin.

Dünyadaki modern yoğun tarım da zaten giderek daha fazla bilgi, teknoloji ve sürekli emek istiyor.

25 dönümün varsa 2.500 dönümlük buğday çiftçisi gibi yaşamaya çalışamazsın.

Senin silahın arazi büyüklüğü değil, metrekare başına katma değer olmak zorunda.

Bu sera olur.

Bağ olur.

Meyvecilik olur.

Fide-fidan olur.

Bölgesine uygun özel ürün olur.

Ama küçük arazide düşük katma değerli geniş alan tarımı yapıp aradaki ekonomik farkı devlet desteğiyle kapatmaya çalışmak sürdürülebilir değildir.

HER TOPRAĞA HER ÜRÜN EKİLMEZ

Bir yerde su yok, su isteyen ürün ekiyoruz.

Başka yerde herkes aynı ürünü ekiyor, hasat geliyor fiyat çöküyor.

Sonra:

“Devlet kurtarsın.”

İyi de devlet her yanlış üretim kararının sigorta şirketi olamaz.

Toprak belli.

Su belli.

İklim belli.

Pazar belli.

Kamu desteği de buna göre şekillenmeli.

Türkiye’nin son dönemde başlattığı üretim planlamasının mantığı zaten buna yöneliyor: toprağa, suya ve bölgeye uygun ürünü desteklemek.

İstediğini yetiştirmek senin hakkın; ama kamu desteği istiyorsan ülkenin suyunu ve üretim planını da hesaba kat.

SUYU DA UNUTMAYALIM

Türkiye su zengini değil.

OECD verilerine göre çekilen tatlı suyun yaklaşık yüzde 85’i tarımda kullanılıyor ve Türkiye’nin su stresi artıyor.

Kuraklığı kararnameyle yasaklayamazsın.

Yağmura genelge gönderemezsin.

Ama damla sulama yaparsın.

Kapalı sisteme geçersin.

Doğru ürünü doğru yere ekersin.

Yağmur suyunu toplarsın.

Su kıtlığı olan yerde daha az su isteyen ürünü desteklersin.

Dolayısıyla kuraklık hükümetin suçu değildir; kuraklığa hazırlık ise hükümet politikasıdır.

“İSRAİL’DEN TOHUM ALIYORUZ, TARIM BİTTİ!”

Bu da meşhur şehir efsanelerinden.

İsrail’den tohum almışızdır.

Hollanda’dan da alıyoruz.

Başka ülkelerden de.

Başka ülkeler de bizden alıyor.

Bunun adı uluslararası ticaret.

Asıl soru:

Ne kadar üretiyoruz, ne kadar ithal ediyoruz, ne kadar ihraç ediyoruz ve hangi stratejik çeşitlerde dışarıya bağımlıyız?

Türkiye’nin sertifikalı tohum üretimi 2025’te 1 milyon 350 bin tonun üzerine çıktı ve Türkiye aynı zamanda çok sayıda ülkeye tohum ihraç ediyor.

Yabancı tohum gördüğümüzde:

“Eyvah, tarım bitti!”

diye ekonomi analizi yapılmaz.

Ticaret başka, bağımlılık başka şeydir.

Aynı şekilde “her şeyi ithal ediyoruz” sözü de gerçeği anlatmıyor.

Türkiye tarım ürünü ithal ediyor; milyarlarca dolarlık tarım ürünü de ihraç ediyor ve tarım-gıdada net ihracatçı.

Dünya pazarına mal satıp:

“Fakat siz bize hiçbir şey satamazsınız.”

diye bir ekonomi kuramazsınız.

İthalatın yanlış zamanda yapılması çiftçiyi vurabilir; ihracat kısıtlamaları üreticinin fiyatını bozabilir. Bunlar elbette hükümet politikasıdır ve eleştirilir.

Ama çözüm dünyaya kapıları kapatmak değildir.

PEKİ NE YAPACAĞIZ?

İşte tarım tartışmasının eksik tarafı burada.

Herkes hastalığı anlatıyor.

Biraz da reçeteyi konuşalım.

TOPRAĞI DAHA FAZLA PARÇALAMAYACAĞIZ

2014’te getirilen mirasla bölünmeyi önleyici sistem güçlendirilmeli.

200 dönümlük ekonomik işletme üç kardeşe kaldığında çözüm:

“Al sana 66, sana 67, sana da 67 dönüm.”

olmamalı.

İşletme mümkün olduğunca bütün kalmalı. Çiftçilik yapmak isteyen mirasçı sürdürebilir; diğerlerinin ekonomik hakları başka yollarla karşılanabilir.

Mirası paylaşacağız ama toprağı öldürmeyeceğiz.

TAPUYU BİRLEŞTİREMİYORSAK ÜRETİMİ BİRLEŞTİRECEĞİZ

Yan yana dört tarla:

20 dönüm Ahmet’in.

30 dönüm Mehmet’in.

25 dönüm Hasan’ın.

35 dönüm Cahit’in.

Tapular yine sahiplerinde kalsın.

Ama neden dört traktör?

Dört ilaçlama makinesi?

Dört depo?

Dört ayrı ürün pazarlığı?

110 dönüm tek üretim organizasyonu gibi çalışabilir.

Ortak makine.

Ortak sulama.

Ortak hasat.

Ortak satış.

Tapuları birleştiremiyorsan traktörleri birleştir.

AMA BİZİM BİR DE KOOPERATİF MESELEMİZ VAR

İşte belki en can sıkıcı taraflardan biri bu.

Bizim küçük çiftçinin ölçek sorununu çözmesinin en kolay yollarından biri kooperatifleşmek.

Ama kooperatif deyince bizde bazen akla üretimden önce başkanlık seçimi geliyor.

Ahmet Mehmet’e güvenmiyor.

Mehmet Hasan’la konuşmuyor.

Hasan:

“Benim traktörü niye o kullandı?”

diyor.

Öbürü:

“Benim ürünüm daha kaliteli.”

diyor.

Beş kişi bir araya gelip bir makine alamıyor ama beşi ayrı ayrı borca girip beş traktör alıyor.

Sonra beşi de:

“Çiftçilik para kazandırmıyor.”

diyor.

İşte burada biraz da kendimize bakmamız gerekiyor.

Dünyanın birçok yerinde küçük üreticinin gücü birlikte hareket edebilmesinden geliyor.

Gübreyi birlikte alıyor.

Tohumu birlikte alıyor.

Makineyi ortak kullanıyor.

Soğuk hava deposunu birlikte kuruyor.

Ürünü birlikte sınıflandırıyor.

Paketliyor.

Pazarlıyor.

Tüccarın karşısına 500 kilo ürünle değil, 500 ton ürünle çıkıyor.

Biz küçük arazileri bir gecede büyütemeyebiliriz.

Ama küçük çiftçileri ekonomik olarak büyütebiliriz.

Bunun yolu da gerçek kooperatifçilikten geçiyor.

Kooperatif köy meydanında tabelası duran bina değildir.

Kooperatif, çiftçinin yalnızken alamadığı gücü birlikte satın almasıdır.

Devlet burada teşvik verebilir, denetim yapabilir, ortak makine parklarını ve depoları destekleyebilir.

Ama insanların birbirine güvenmesini kanunla sağlayamaz.

O kısmını bizim öğrenmemiz gerekiyor.

Çünkü 30 dönümlük çiftçiler birbirleriyle kavga edip 30’ar dönüm olarak kalırsa, karşılarında 3.000 dönüm işleyen işletmeler varken hepsi ayrı ayrı küçücük kalmaya devam eder.

BOŞ TARIM TOPRAĞI BOŞ KALMAMALI

Türkiye bu konuda önemli bir adım attı.

Üst üste iki yıl işlenmeyen tarım arazilerinin, mülkiyeti sahibinde kalmak ve kira bedeli sahibine ödenmek şartıyla tarımsal amaçla kiralanmasının önü açıldı.

Mantığı doğru.

Toprak senindir.

Ama burası tarım toprağıysa:

Ya sen üret, ya üretmek isteyen kullansın.

“Belki bir gün imara açılır.”

diye 20 yıl tarla bekletmek tarım politikası değildir.

ÇİFTÇİYE TARLASINDA YAŞAMA İMKÂNI VER

Bir de çok az konuştuğumuz mesele var.

Adam gerçekten çiftçi.

Bağı dağın başında.

Zeytinliği kasabadan 15 kilometre uzakta.

Sabah traktöre biniyor, mazot yakıyor, ekipmanı götürüyor.

Akşam tekrar dönüyor.

Ertesi sabah aynı hikâye.

Bir taraftan:

“Üret.”

diyoruz.

Öbür taraftan:

“Kadastro yolun yok.”

“Tarım arazisi.”

“Buraya ev yapamazsın.”

İyi de adam oraya apartman dikmeyecek.

Çiftçilik yapacak.

Türkiye’nin aktif çiftçiye, gerçekten üretim yaptığı arazide kontrollü bir tarımsal konaklama hakkı vermeyi tartışması gerekiyor.

40-60 metrekare.

Yatak.

Duş.

Tuvalet.

Küçük mutfak.

Yanında ekipman deposu.

Bitti.

Villa yok.

Havuz yok.

Site yok.

Yazlık yok.

Üstelik bu hak toprak sahibine değil, aktif üretime bağlı olsun.

Üretiyorsan kullan.

Tarımı bırakıp yazlığa çevirmeye kalkarsan hakkı kaybet.

Devlet de:

“Kadastro yolun yok.”

deyip kenara çekilmemeli.

Her tarlaya asfalt yol değil ama yoğun tarım alanlarına servis yolları, ortak su altyapısı ve gerektiğinde güneş enerjisi çözümleri geliştirilebilir.

Çiftçiyi toprağa çağırıyorsan, toprağında yaşayabilmesini de mümkün kılacaksın.

KÜÇÜK ÇİFTÇİYE BAŞKA BİR OYUN ÖĞRETMELİYİZ

20 dönümü olan adama:

“Git 2.000 dönümlük çiftçinin yaptığı işi yap.”

demek anlamsız.

Küçük çiftçinin kurtuluşu yoğun ve yüksek katma değerli üretim.

Özellikle uygun bölgelerde seracılık bunun en güçlü yollarından biri.

Çünkü sera başka bir çiftçilik kültürü gerektiriyor.

Yılda 40 gün çalışıp ürünü beklemek değil.

Neredeyse 365 gün işinin başındasın.

Bilgi var.

Teknoloji var.

Emek var.

Takip var.

Hasat var.

Pazarlama var.

Küçük çiftçi arazi büyüklüğüyle yarışamaz.

Ama bilgi, emek ve metrekare başına üretimle yarışabilir.

Devlet de küçük üreticiyi sürekli düşük katma değerli geniş alan ürünlerinde tutmaya çalışmak yerine sera, bağ, meyvecilik, fide-fidan ve bölgesine uygun yüksek değerli üretime yönlendirmeli.

ÇİFTÇİYE PARA VERMEKTEN ÖNCE MASRAFINI AZALT

Bence meselenin özü bu.

Yanlış sistem yüzünden çiftçiye yılda 100 bin lira fazladan mazot yaktır.

Sonra:

“Müjde! 30 bin lira mazot desteği.”

Bu çözüm değil.

Önce o gereksiz 100 bin lirayı ortadan kaldır.

Araziyi toplulaştır.

Olmuyorsa üretimi birleştir.

Kooperatifleştir.

Ortak makine kullandır.

Sulamayı ortaklaştır.

Tarımsal servis yolları oluştur.

Çiftçinin üretim alanında kalabilmesini sağla.

Küçük çiftçiyi yüksek katma değerli ürüne yönlendir.

Boş toprağı üretime sok.

Gübreyi, tohumu, ilacı birlikte aldır.

Soğuk hava deposunu ortak kur.

Ürünü birlikte pazarlat.

Çiftçiyi tüccarın karşısına 300 kilo domatesle değil, 300 ton domatesle çıkar.

İşte o zaman çiftçinin gelirini yalnızca ürün fiyatını artırarak değil, maliyetini düşürerek artırırsın.

DEVLETİN GÖREVİ ÇİFTÇİYİ SIRTINDA TAŞIMAK DEĞİL

Devlet çiftçiyi korumalı.

Kuraklıkta ve afette yanında olmalı.

Sulama altyapısını kurmalı.

Araştırma yapmalı.

Tohum geliştirmeli.

Piyasadaki tekelleşmeyle mücadele etmeli.

Üretimi planlamalı.

Ama ekonomik olarak yanlış üretim yapan herkese her yıl para verip:

“Sen böyle devam et.”

demek tarım politikası değildir.

Asıl görev çiftçinin kendi ayakları üzerinde durabileceği düzeni kurmaktır.

Türkiye’nin tarım sorunu yalnızca mazot değil.

Yalnızca gübre değil.

Yalnızca kuraklık değil.

Yalnızca hükümet değil.

Yalnızca miras hukuku da değil.

Bunların altında daha temel bir mesele var:

Toprağı nasıl kullandığımız ve üretimi nasıl örgütlediğimiz.

Yüz yıl boyunca bölmüşüz.

Parçalamışız.

Küçük işletmeler oluşturmuşuz.

Sonra küçük çiftçiye büyük çiftçinin oyununu oynatmışız.

Üretim alanıyla yaşam alanını koparmışız.

Birlikte hareket etmeyi becerememişiz.

Ve ortaya çıkan ekonomik açığı sürekli destek parasıyla kapatmaya çalışmışız.

Belki artık başka türlü düşünmenin zamanı geldi.

Toprağı yeniden birleştirmek.

Birleştiremiyorsak birlikte işletmek.

Küçük arazide daha fazla değer üretmek.

Kooperatifleşmek.

Suyu doğru kullanmak.

Çiftçiyi üretim yaptığı yerde yaşatmak.

Ve devlet desteğini zararı kapatmaya değil, verimliliği artırmaya yöneltmek.

Çünkü tarım yalnızca toprağa tohum atmak değildir.

Toprak, su, emek, sermaye, bilgi ve birlikte hareket edebilme becerisidir.

Ve belki bütün bu hikâyeyi tek cümlede anlatmak gerekirse:

Toprağı miras diye böldük, birbirimizi huy diye böldük, çiftçiyi destek diye oyaladık. Şimdi toprağı değil aklı, emeği ve ortaklığı çoğaltma zamanı.

Çünkü bereket yalnızca topraktan çıkmaz; doğru kurulmuş düzenden ve yan yana durabilen insanlardan da çıkar.

Okur Yorumları

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yaz

Yorumunuz hemen yayınlanır; kurallara uymayan yorumlar silinir.

Son dakika haberleri anında

İstanbul Post'u X'te takip edin — @istanbulpost26

Takip Et
Reklam
Nursan Spor
Spor zemini & çelik konstrüksiyon — 2013'ten beri
Teklif Al
NOVA AI robotuYAPAY ZEKA AJANSINOVA AIweb tasarım · yazılım · otomasyonnovaajans.tr