Dolar49,1791▲ 0,08Euro55,4009▼ -0,02Gram Altın6.542,72▼ -0,76Çeyrek Altın10.850,27▲ 0,96BIST 10012.270,18▲ 0,17
Girişİstanbul--:--:--
İstanbul Post
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service
TÜRK DÜNYASI

Aliyev “İşimize karışmayın” derken kimi kastediyorsun? “İki devlet bir millet”i bitirdin mi...

·1.256 okunma·Aziz Deniz
Aliyev “İşimize karışmayın” derken kimi kastediyorsun? “İki devlet bir millet”i bitirdin mi...
Paylaş
Arsaş Otomotiv · Eurorepar Car Service

Bakü'de Yeni Azerbaycan Partisi'nin (YAP) VIII. Kurultayı'nda konuşan Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve parti başkanı İlham Aliyev, ülkesine dışarıdan yol göstermeye kalkanlara net bir cevap verdi. Haydar Aliyev Merkezi'ndeki kurultayda 2 Ekim'de şunları söyledi: “Bir darbeye belki 2, 5, 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerinde otursun, işlerimize karışmasın, hayat tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin.”

Kurultay, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tam olarak yeniden sağlamasından sonra toplanan ilk YAP kurultayı. Aliyev'in aktardığına göre parti 30 yılı aşkın süredir iktidarda.

Aliyev “işimize karışmayın” derken ne söyledi?

Cümle, güvenlik başlığı altında geldi. Aliyev, Azerbaycan halkının dünyada az bulunur bir huzur ve istikrar içinde yaşadığını, bunun bugünün dünyasında büyük bir servet olduğunu söyledi. Ülke içinde ne fiziksel ne ideolojik hiçbir risk bulunmadığını, tüm risklerin sınırların dışında oluştuğunu belirtti. Ona göre Azerbaycan güçlendikçe, daha aktif ve açıkça bağımsız bir politika yürüttükçe, kendisine tuşlanan her oka 10 okla karşılık verdikçe baskılar da artacak. Aliyev bu yüzden tek bir darbeyi bile cevapsız bırakmadıklarını anlattı, sonra şunu ekledi: “Herkes gitsin kendi halkının, devletinin derdine düşsün.”

Aliyev bu sözlerle kimi kastetti?

Bu bölümde ülke adı vermedi. Konuşmanın başka bölümlerinde ise dış etkiye dair şikâyetlerini sıraladı. Azerbaycan dilinde yayın yapan yabancı kaynaklar için soruyu kendisi sordu: bunlar Azerbaycan'a yardım için mi kuruluyor? Cevabı da kendisi verdi: “Hayır, bize karşı provokasyon yapmak için.” Bu tür kaynakların yanı başlarında da Batı ülkelerinde de bulunduğunu söyledi. Uluslararası izolasyondan çıkış yıllarını anlatırken BM Genel Kurulu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve AGİT'in Azerbaycan'ın tutumunu yansıtan kararlar aldığını hatırlattı: “Hatta bugün bize düşmanlık eden Avrupa Parlamentosu — mecburen.”

Aliyev kurultayda Türkiye'den bahsetti mi?

Hayır. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'nın yayımladığı yaklaşık 4 bin 700 kelimelik resmî metinde Türkiye adı bir kez bile geçmiyor. “Kardeş ülke” sözü de, iki ülkenin ortak şiarı “İki devlet, bir millet” de konuşmada yok. Türkiye'ye dolaylı tek değinme D-8 üzerinden: Aliyev, 30 yıldır faaliyette olan ve bu sürede tek bir yeni üye almayan D-8'e katılmayı başaran tek ülkenin Azerbaycan olduğunu anlattı. 1997'de Türkiye'nin öncülüğünde kurulan teşkilatın bu yanını ise anmadı. Konuşmada Avrupa Birliği ülkeleriyle stratejik ortaklıklara, gelecek yıl Azerbaycan'da yapılacak İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesine ve Ermenistan'la barışa geniş yer ayrıldı.

Aliyev Ermenistan'la barış ve Beyaz Saray için ne dedi?

Zaferlerin ardından Ermenistan'la barışın nerede kurulduğunu da anlattı: “Ermenistan'la barışı da dünyanın en saygın mekânında, Beyaz Saray'da mühürledik.” Aliyev'e göre iki ülke arasında bugün çatışma da savaş da yok, sınırlarda sakinlik var; barış anlaşması parafe edildi, temaslar sürüyor, Azerbaycan Ermenistan'la ticarete bile başladı. Peki ordu neden hâlâ güçlendiriliyor? Cevabı halkının Ermenilerle yaşadığı geçmişe bağladı ve ekledi: “Her zaman, her gün onlardan 10 kat güçlü olmalıyız.” Bazı yabancı çevrelerin Ermenistan'ın mevcut yönetimini barış güvercini gibi göstermeye çalıştığını, kendilerinin de her seferinde 2018–2020 yıllarını hatırlattığını söyledi. Müzakere edilen gelecek yıl bütçesinde askeri ve güvenlik harcamaları için 9 milyar manata yakın kaynak öngörülüyor.

Azerbaycan silahlarını kimden ve nasıl aldı?

Aliyev bu konuyu Başkomutan sıfatıyla anlattığını belirtti. İhtiyaç duyulduğunda kimsenin yardım etmediğini, bir milyon mültecileri olduğunda kimsenin el uzatmadığını söyledi; kimsenin himayesine de ihtiyaçları olmadığını ekledi. Silahlara gelince: “Bütün silahları da parayla aldık, üstelik dünya fiyatına, son mermiye kadar.” 2003'ten bu yana tek bir manat, tek bir dolar indirim yapılmadığını, hatta bazen dünya fiyatının birkaç katına satış yapıldığını, buna da mecburen göz yumduklarını belirtti.

“Bütün silahları parayla aldık” diyen Aliyev, Türkiye'nin desteğini unuttu mu?

Karabağ'dan söz ettiği hemen her konuşmada Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür eden Aliyev, bu kez kürsüden bambaşka bir cümle kurdu: “Bize kimsenin yardımı da gerekmiyor, himayesi de. İhtiyacımız olduğunda bize kimse yardım etmedi. Bir milyon mültecimiz varken kimse bize el uzatmadı. Ne aldıysak parayla aldık. Bütün silahları da parayla aldık, üstelik dünya fiyatına, son mermiye kadar.” Konuşmanın tamamında Türkiye'nin adı bir kez bile geçmedi.

Oysa 2020'deki 44 günlük savaşta Azerbaycan'ın yanında açıkça duran tek büyük güç Türkiye'ydi ve bu destek savaştan çok önce başlamıştı. Türkiye, 1992'den itibaren Azerbaycan ordusunu yeniden kuran ülke oldu: binlerce Azerbaycanlı subay Türk askerî okullarında yetişti, ordu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modeline göre yeniden yapılandırıldı, iki ordu yıllarca ortak tatbikatlarda omuz omuza çalıştı; savaştan hemen önce, 2020 yazında Azerbaycan semalarında TurAz Kartalı tatbikatı yapıldı. Donatımda da Türk imzası vardı. Cepheyi değiştiren Bayraktar TB2'lerin yanında ROKETSAN'ın çok namlulu roketatarları, Türk zırhlı araçları ve haberleşme sistemleri Azerbaycan envanterine girdi. Ankara savaşın ilk gününden Bakü'nün arkasında olduğunu ilan etti; zaferin ardından 2021'de imzalanan Şuşa Beyannamesi'yle iki ülke birbirine müttefiklik sözü verdi.

Ermenistan kapısı da bu hikâyenin parçası. Türkiye, 1993'te Kelbecer'in işgali üzerine Ermenistan sınırını kapattı ve otuz yılı aşkın süre kapalı tuttu; Erivan'la ilişkileri normalleştirmeyi Azerbaycan topraklarındaki işgalin sona ermesine bağladı. 2009'da imzalanan Zürih protokolleri de bu yüzden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçmedi. Kapalı kapının bedelini yıllarca Türkiye ödedi: Batı başkentlerinin baskısı da, kaybedilen sınır ticareti de Ankara'nın hanesine yazıldı.

Silahın parasına gelince, tablonun öbür yarısı Ermenistan. 1997'de Rusya Devlet Duması Savunma Komitesi Başkanı General Lev Rohlin, Rusya'nın 1993-1996 arasında Ermenistan'a yaklaşık 1 milyar dolarlık silahı bedelsiz ve yasa dışı yoldan aktardığını açıklamıştı. Erivan, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü üyeliği sayesinde Rus silahını iç piyasa fiyatına aldı, 2015'te Moskova'dan 200 milyon dolarlık silah kredisi kullandı. Azerbaycan'a ise aynı yıllarda pek çok kapı kapalıydı; ABD Kongresi'nin 1992'de çıkardığı Özgürlüğü Destekleme Yasası'nın 907. maddesi Bakü'ye doğrudan yardımı yıllarca yasakladı.

“Her şeyi kendimiz yaptık” iddiası tarihle sınanınca da zorlanıyor. 1988'de başlayan Karabağ meselesi, Azerbaycan topraklarının tamamını ancak 2023 Eylül'ündeki operasyonla geri alabilmesiyle kapandı; 35 yıllık bu sürecin yaklaşık 30 yılında Karabağ ve çevresindeki yedi ilçe Ermeni işgalinde kaldı. Bu yolculuğun sonunda Aliyev'in kurultay kürsüsünden Türkiye'yi hiç anmaması, “İki devlet, bir millet” diyenlerin aklındaki soruyu büyütüyor: “İşimize karışmayın” derken kimi kastetti?

Karabağ ve Doğu Zengezur'da kaç kişi yaşıyor?

Karabağ konuşmanın ana başlıklarından biriydi. Aliyev, bir zamanlar Karabağ'ın Ermenistan olduğunu söyleyenlerin artık “Karabağ Azerbaycan'dır!” dediğini, bunu da mecburen yaptıklarını söyledi. Bir gün önce kendisine verilen son bilgiye göre Karabağ ve Doğu Zengezur'da 96 bin kişi yaşıyor, çalışıyor, eğitim görüyor. Bu bölgelere bugüne kadar 28 milyar manat ayrıldı; kaynağın büyük bölümü altyapıya gitti, projelerin çoğu tamamlandı. Eski göçkünler 48 yerleşim biriminde yeniden yurt tuttu. “Büyük Dönüş”ün önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağını söyleyen Aliyev, gelecek yıl asgari ücretin, emekli maaşlarının ve sosyal yardımların artırılacağını da duyurdu.

Aliyev'in kurultay konuşmasının tam metni

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'nın yayımladığı resmî metinden İstanbul Post çevirisidir. Bakü, Haydar Aliyev Merkezi, 2 Ekim 2026.

Saygıdeğer kurultay katılımcıları.

Yeni Azerbaycan Partisi'nin kurultayı, ülkemizin toplumsal ve siyasi hayatında önemli bir olaydır. Şunu söyleyebilirim ki, partimizin faaliyeti, alınan kararlar ve siyasi çizgisi yalnızca ülkemiz için değil, bölge için de büyük önem taşıyor. Yeni Azerbaycan Partisi, yalnızca Azerbaycan'ın değil, Güney Kafkasya'nın da en büyük siyasi gücüdür. Muhalefet partisi olarak kurulmuş olsa da partimiz 30 yıldan fazla bir süredir iktidardadır. Ülkemizin son yıllardaki başarılı ve şerefli yolunda partimizin aktivistlerinin çok büyük payı var, büyük katkısı var.

Kurultayımız yeni bir toplumsal-siyasi ve jeopolitik durumda gerçekleştiriliyor. Kurultayımız ilk kez, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tam olarak yeniden tesis etmesinden sonra yapılıyor. VII. Kurultayımız da o dönem için yeni bir ortamda gerçekleştirilmişti. Çünkü o şanlı Zaferimizin üzerinden sadece birkaç ay geçmişti ve bütün dünya bizim Zaferimizi konuşuyordu. Azerbaycan tek başına hem işgale son vermiş, aynı zamanda bölgede yeni gerçeklikler yaratmıştır. O günden, yani İkinci Karabağ Savaşı'ndaki Zaferimizden bugüne kadar bu gerçeklikler bütün dünya tarafından kabul ediliyor. Oysa bu, kolay elde edilmedi. Bu yıllar boyunca çok ciddi bir direnişle karşılaşmıştık. Azerbaycan'a karşı yöneltilmiş, yalan ve iftira dolu kampanyalarla karşılaşmıştık. Bazı ülkeler bize karşı yaptırım uygulanması meselesini ciddi şekilde tartışıyordu. Ancak bizim kararlılığımız, geri adım atmayan faaliyetimiz, siyasi adımlarımız ve her şeyden önce Azerbaycan halkının tek bir tutum içinde olması bütün bu kötü niyetleri altüst etmiştir. İkinci Karabağ Savaşı bizim şanlı tarihimizdir. 8 Kasım bizim ebedi bayramımız olacak. Aynı önemi 20 Eylül de taşıyor. Çünkü tam da 2023 yılının 20 Eylül'ünde Azerbaycan ayrılıkçılığa son verdi, işgale son verdi, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini yeniden tesis etti.

Allah bütün şehitlerimize rahmet eylesin! Onların aziz hatırası kalbimizde ebediyen yaşayacak.

Bu iki askerî Zafer yalnızca halkımız ve devletimiz için değil, bütün dünya için büyük önem taşıyor. Çünkü her şeyden önce yeni bir emsal oluşmuştur ve biz bu zaferleri büyük güçlerin direnişi karşısında elde ettik. Sır değil ki, 1992'de kurulan Minsk Grubu'nun asıl amacı çatışmayı dondurmaktı, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün yeniden tesisine yardım etmek değil. İkinci Karabağ Savaşı'nın başladığı günden itibaren 44 gün boyunca bize karşı büyük baskılar uygulandı, tehditler savruldu - hem alenen hem de kapalı kapılar ardında. Ancak hiç kimse bizi yolumuzdan döndüremedi.

Azerbaycan halkı yumruk gibi birleşerek hakkını talep ediyordu ve Azerbaycan iktidarı da bu şerefli misyonu yerine getirdi. Azerbaycan ciddi jeopolitik değişikliklere yol açtı. Vaktiyle “Karabağ Ermenistan'dır, nokta” diyenler artık “Karabağ Azerbaycan'dır!” diyorlar. Bunu mecburen söylüyorlar. Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün Ermenistan tarafından tanınması, sadece bir iyi niyet göstergesi değildir ve öyle sayılamaz. Bütün suçu Ermenistan'ın önceki yönetiminin üzerine yıkmak da olmaz. Oysa Ermenistan'ın önceki liderleri - onların hepsi savaş suçlusudur ve cezalarını çekmelidirler. Bugünkü Ermenistan iktidarı bize karşı toprak iddialarıyla ortaya çıkıyordu, Azerbaycan halkına hakaret etmeye çalışıyordu, yersiz ve kültürsüz açıklamalarla Azerbaycan halkının haysiyetine dokunuyordu. Yani bütün bunları biz asla unutmamalıyız. Bugün bazı yabancı çevreler Ermenistan'ın şimdiki yönetiminden bir barış güvercini yapmak istediğinde, biz her defasında işte bu tarihi onlara hatırlatıyoruz. 2018–2020 yıllarının tarihini hatırlatıyoruz ki tarih çarpıtılmasın ve yalan tezler gerçek tarihi bozmasın.

Şanlı Zaferimizden sonra faaliyetimiz, toprak bütünlüğümüzün tam olarak yeniden tesisine yöneltilmişti. Biz bir gün bile ara vermedik, bu şerefli misyonumuzun hayata geçirilmesinde bir gün de olsun dinlenmedik. Sonuç olarak, İkinci Karabağ Savaşı'ndan anti-terör operasyonuna kadar geçen dönemde birkaç cephede faaliyet gösterdik. Hem siyasi düzlemde - bize karşı olan Ermeni yanlısı ülkeler çirkin emellerine ulaşmasınlar diye - uluslararası kuruluşlarda çok ciddi bir uluslararası bilgilendirme kampanyası yürütmüştük, hem de sahada. Hem Karabağ bölgesinde stratejik konumlarımızı büyük ölçüde iyileştirdik hem de birkaç başarılı askerî operasyon gerçekleştirilmiştir. Bu operasyonlar çok kısa süreliydi, öyle de olmalıydı; sadece 20 Eylül'ün koşullarını oluşturmak ve az kayıpla istediğimizi elde etmek için gerekli adımlar atılmıştır. Bu cümleden olarak Azerbaycan–Ermenistan şartlı sınırında yaşanan süreçler de fiilen Ermenistan'ın Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tam olarak tanıması için temel zemini oluşturdu. Bunun sonucunda 2022 yılının Ekim ayında Ermenistan resmen Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanıdı ve böylece, kendisi belki de farkında olmadan, o dönemde Karabağ'da bulunan Ermeni silahlı oluşumlarının işgalci güçler olduğunu itiraf etti. Ondan sonra o bölgeyi tamamen kontrol altına almak, yasa dışı silahlı oluşumları etkisiz hale getirmek ve silahsızlandırmak için artık hukuki zemin daha da pekişti. Oysa bu, her zaman vardı. Bütün dünya Karabağ'ı Azerbaycan'ın ayrılmaz parçası olarak tanıyordu. Ancak hepimiz şunu da biliyoruz ki, lafta bir şey söylenir, ama arka kapılar ardında başka şeyler yapılır. Bu yüzden biz bu ikiyüzlülükle 30 yıl yüz yüze kalmıştık, ama bu ikiyüzlülüğe Azerbaycan askerinin yumruğu son vermiştir.

Zaferlerimizin başlangıç tarihi, Yeni Azerbaycan Partisi'nin kuruluş kurultayında gerçekleşti. O dönemde toplumumuzun cesur insanları, ilerici insanlar, Azerbaycan devletinin kaderini düşünen insanlar Ulu Önder Haydar Aliyev'in etrafında birleşmişti. 1992 yılının Kasım ayında Nahçıvan'da gerçekleştirilen Yeni Azerbaycan Partisi'nin kuruluş kurultayı fiilen zaferlerimizin önünü açmıştır. Bu, toplumsal bir talepti. Çünkü o dönemde Azerbaycan artık yönetilemez bir duruma düşmüştü. Bağımsızlık yeniden kazanıldıktan sonra, hatta ondan önce de büyük kayıplarla karşılaşmıştık. Hem toprak kaybı hem de ülkemizde yaşanan hoş olmayan süreçler fiilen Azerbaycan'ı başarısız bir devlete dönüştürüyordu. Birbirinin yerine geçen, tırnak içindeki liderler fiilen felç durumundaydı, görevlerini yerine getiremiyorlardı ve böylece topraklarımız parça parça işgal edilmeye başlanmıştır. İlk olarak, eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'nde Azerbaycan'ın kontrolü tamamen kaybedilmiştir. Ondan sonra Şuşa ve Laçın ilçeleri 1992 yılının Mayıs ayında işgal altına düşmüştür ve ondan bir ay sonra AHC-Müsavat ikilisi iktidara gelmişti. Yani doğrudan onların suçudur. İktidara gelmek için, o zamanki iktidarı devirmek için tam da bu provokasyona başvurdular, fiilen toprağı Ermenistan'a teslim ettiler ve ondan sonra kayıplarımız daha da büyüdü.

1993 yılının Nisan ayında Kelbecer'in işgali fiilen Ermenistan ile eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi arasında büyük bir coğrafi bağlantı oluşturmuştu. Böylece Ermenistan'dan daha büyük hacimde hem canlı güç hem silah-mühimmat, teçhizat getiriliyordu. Fiilen ülkemizin Birinci Karabağ Savaşı'ndaki yenilgisi tam da o zaman gerçekleşmiştir.

Aslında Haydar Aliyev'den sonraki döneme baktığımızda - 1980'li yılları kastediyorum - herkes açıkça görüyor ki, ondan sonraki Azerbaycan liderleri görevlerini kavrayamamış, zayıflık, korkaklık, firarilik göstermişlerdi. Sadece şunu söylemek yeterli ki, Haydar Aliyev'den sonra hem Sovyet döneminde hem bağımsızlık döneminde Azerbaycan'a liderlik etmiş 4 liderden 3'ü Bakü'den kaçmıştır. Fiilen savaş koşullarında bulunan ya da zaten Ermeni saldırganlığına maruz kalmış olan ülkeyi, halkı kaderine terk edip Bakü'den kaçmışlardı - ikisi Moskova'ya, biri Keleki'ye. Dördüncüsü ise, sadece, henüz Ermenistan–Azerbaycan çatışması başlamadan Sovyet yönetimi tarafından görevden alınmıştır, herhalde bu yüzden Bakü'de kalmıştır. İşte bu, utanç verici bir tarihtir. Bence biz bu tarihi asla silemeyiz, bunu biz biliyoruz, genç nesil de bilmelidir. Kimler Azerbaycan'ı yönetmiş ve halkımız hangi felaketlerle karşılaşmıştı. Bu yüzden Yeni Azerbaycan Partisi'nin kurulması, yine söylüyorum, halkın talebiydi. Haydar Aliyev'in yeniden iktidara dönmesi halkın talebiydi. Çünkü halk çok iyi biliyordu ki, tam da Haydar Aliyev Politbüro'dan, Sovyet iktidarından uzaklaştırıldıktan sonra iki hafta geçmeden - 1987 yılının Kasım ayında Ermeni milliyetçiler Karabağ'ı Ermenistan'la birleştirmek için mesele gündeme getirmişti. Bu teklif Sovyet yönetimi ve Bakü celladı Gorbaçov tarafından desteklenmiştir. Fiilen Sovyet yönetimi o dönemde kararını vermişti. Azerbaycan'da ise iktidarda oturan hain liderler ve bir bütün olarak hain yönetim, sadece onların elinde bir araçtı. Düşünün, eğer Haydar Aliyev o dönemde Azerbaycan'da olsaydı, Azerbaycan halkının başına bu oyunların açılmasına asla izin veremezdi. Ayrılıkçı eğilimlerin Karabağ'da yer almasına asla izin vermezdi. Bu yüzden Azerbaycan halkı bütün bunları iyi bilerek kurtuluş yolunu yalnızca Haydar Aliyev'e bağlıyordu ve her zaman olduğu gibi bilgelik göstermiştir; 1993 yılının Ekim ayında Ulu Önder Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Ancak o zamana kadar biz zaten büyük kayıplarla karşılaşmıştık - toprak kaybı, ekonomi tamamen çökmüştür. Petrol ve doğal gaz bakımından zengin olan ülkede doğal gaz kıtlığı, elektrik enerjisi kıtlığı ortaya çıkmıştır. Enflasyon yüzde 1000'den fazlaydı, hazine boştu. AHC-Müsavat ikilisi Ermenistan'ın topraklarımızı işgal ettiği sırada iç savaşı da başlatmış, kardeş kanı dökmüştür. Sonra da korkakça, her biri bir yere kaçarak firarilik etmişlerdi. İşte böyle bir ortamda Azerbaycan halkı kaderini kendi liderine emanet etti.

Ondan sonraki dönem de çok zordu ve sınavlarla doluydu. Ancak Haydar Aliyev gibi kararlı, cesur, dahi bir şahsiyet bütün bunların karşısında durabilmişti ve Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün korunmasında, Azerbaycan'ın parçalanmaktan kurtarılmasında onun faktörü öncü rol oynamıştır. Hem ayrılıkçılık, hem parçalanma tehlikeleri, devlet darbesine yönelik iki girişim, ekonomik zorluklar - bütün bunlar o dönemde gerçekti.

Sekiz milyon nüfusumuz vardı, bunun 1 milyonu mülteci ve yerinden edilmiş kişiydi, evsiz barksız, çadırlardaydı. Bu bir insani felaketti ve biz tek başımıza kalmıştık. Hiç kimse bize yardım etmiyordu, 1990'lı yıllarda savaşta da hiç kimse yardım etmiyordu. Savaştan sonra da hiç kimse yardım etmiyordu. Biz bu zorlukları tek başımıza geride bıraktık ve bugün ayakta sağlam duruyoruz. Azerbaycan halkının iradesi, Ulu Önder'e olan inancı, onun siyasi çizgisi işte, bütün bu başarılı adımların sebebi oldu.

Bu yüzden zaferlerimizin başlangıcı tam da Yeni Azerbaycan Partisi'nin kuruluş kurultayı ve ondan sonraki dönemdi. Evet, Azerbaycan 1993–2003 yılları boyunca fiilen uluslararası tecritten çıktı. Çünkü o dönemde işgale maruz kalırken bize karşı yaptırımlar uygulanıyordu. Tam da AHC-Müsavat iktidarının beceriksiz faaliyetinin, dış politikası da dahil olmak üzere, sonucunda. 907. madde düzeltmesi o dönemde kabul edilmişti ve bugüne kadar tamamen kaldırılmadı. Biz fiilen dünyada saldırgan olarak gösteriliyorduk. O seviyesiz AHC-Müsavat iktidarı bunu değiştirmek için parmağını bile kıpırdatmadı. Yani uluslararası tecritten çıkmamız, tutumumuzu bildirmemiz, haklı olduğumuzu kanıtlamamız gerekiyordu. Buna ne kadar zaman gerekti. Nihayet bunu başardık. Uluslararası kuruluşlar art arda Azerbaycan'ın tutumunu, yani gerçekleri yansıtan karar ve kararnameler kabul etmeye başlamıştır - hem BM Genel Kurulu, hem İslam İşbirliği Teşkilatı, hem AGİT. Hatta bugün bize düşmanlık eden Avrupa Parlamentosu bile - mecburen. Yani bu, uluslararası tecritten çıkıştı. Ekonomik durumu düzeltmek için yabancı sermaye gerekiyordu. Çünkü hazine boştu. Sermaye olmadan hiçbir ülkede hiçbir gelişme mümkün değil. Bunu da Ulu Önder başardı.

O dönemde ateşkes henüz yeni ilan edilmişti. Ondan birkaç ay sonra "Asrın Kontratı" imzalandı ve büyük bir yatırım akışı gelmeye başladı. Bütün bu dönem boyunca, aynı zamanda, devlet yapılanmasının temelleri atıldı. Azerbaycan'ın genel kalkınma stratejisi belirlendi; bu strateji bugün de bize yol gösteriyor. Ulu Önder'in siyasi çizgisi değişmeden kalıyor.

Elbette yıllar geçtikçe taktik ve hatta stratejik hedefler de belli ölçüde değişir, ama ana çizgi değişmeden kalır. Bağımsızlık, devlet yapılanması, ekonomik bağımsızlık, güçlü askerî potansiyel ve kendi imkânlarımızdan azami ölçüde yararlanabilme olanakları. Yani bunu özlü bir biçimde tarif etmek için söylediğim unsurlar, bence yeterlidir.

Bu politika 2003'ten bu yana sürdürüldü, bugün de sürdürülüyor ve bundan sonra da sürdürülecek. Bu konuda çok konuşmak istemezdim, her şey ortada. Bugün Azerbaycan, uluslararası düzlemde büyük saygıyı hak eden bir ülkedir. Birçok tanınmış uzman ve analist Azerbaycan'ı artık orta ölçekli güç devletleri sırasına dahil ediyor. Bunun da birçok parametresi var. Biz ekonomik bağımsızlığı tam olarak sağladık. Bugün uluslararası camianın çok değerli bir üyesiyiz, kendi kaderimiz kendi elimizde.

Bu yıllar boyunca önümüze koyduğumuz her görev hayata geçti. Her şeyden önce, toprak bütünlüğümüzün ve egemenliğimizin yeniden tesisi. 2003'te ilk kez Cumhurbaşkanı seçildiğimde bunun ana görev olacağını ilan etmiştim. Biz o şerefli misyonu gerçekleştirmek için her gün, her saat adım atıyorduk ve istediğimize ulaştık. Şanlı zaferlerimizden sonra Ermenistan'la barışı da dünyanın en saygın mekânında, Beyaz Saray'da mühürledik.

Bugün önümüzde duran görevlerle ilgili bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Çünkü ben yapılacak işlerle ilgili zaman zaman açıklamalar yapıyorum, röportajlarda da konuşmalarımda da. Bence dünyada durum o kadar hızlı değişiyor ki, bugün de buna ihtiyaç var. Her şeyden önce, temel görevlerden biri askerî gücümüzün artırılmasıdır. Şöyle bir soru sorulabilir: Biz şanlı bir Zafer kazandık, Ermenistan kapitülasyon belgesine imza atmak zorunda kaldı. Bugün Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışma yok, savaş yok, sınırlarda sükûnet var. Barış anlaşması paraflandı, artık temaslar da var. Hatta Azerbaycan Ermenistan'la ticarete de başlamıştır. Bu ne için gerekli? Buna cevap, bence, apaçıktır. Bu her zaman gereklidir, her ülke için. Çünkü bizim halkımız bu faciayla karşı karşıya kaldı. Bizim halkımız Ermenilerin nankörlüğüyle karşı karşıya kaldı. Yani onların tatlı sözlerini, sağlığımıza kaldırılan kadehleri, Azerbaycan dilinde akıcı konuşmalarını, hatta namaz kılmalarını da herhalde yaşlı nesil iyi hatırlıyordur.

Ama sonuçta ne oldu? Gördüler ki biraz sallanıyoruz, gördüler ki tökezledik, arkadan bıçakladılar. Yani bu, tarihlerinde ilk kez değil. Aynısını bundan bir asır önce başka bir yerde de yapmışlardı. Bu yüzden biz bunu hiçbir zaman unutmamalıyız, tetikte olmalıyız ve her zaman, her gün onlardan 10 kat güçlü olmalıyız. Nasıl ki bugün böyle, yarın da böyle olacak. Bu yüzden bu, birinci faktördür.

İkinci faktör, dünyada yaşanan süreçler, savaşların çoğalması ve geniş bir boyut kazanmasıdır. Çevremizdeki coğrafyalar alev almış, kaynıyor. Savaşlar bitmiyor, aksine, yeni savaş ve çatışma odakları ortaya çıkıyor - hem Kuzey'de, hem Güney'de, hem de Orta Doğu'da. Yani çevre boyunca, etrafımızda savaşlar, çarpışmalar sürüyor ve bu savaşların durdurulması için hiçbir uluslararası mekanizma yok ve herhalde olmayacak. Çünkü uluslararası hukuk tamamen işlemez hale geldi. Ona önem verenlerin sayısı keskin biçimde azalıyor. Bu yüzden biz her gün hazır olmalıyız ki, her türlü askerî provokasyona cevap verelim. Öyle bir güç elde etmeliyiz ve bunu elde ediyoruz ki, kimsenin aklına bile gelmesin Azerbaycan'a karşı herhangi bir provokasyon çıkarmak. Bu yüzden bu, birinci görevdir ve bugün görüşülen devlet bütçemizde, gelecek yılın bütçesinde askerî ve güvenlik konularının yine ön planda olması, bu amaçlar için yaklaşık 9 milyar manata yakın kaynak öngörülmesi de tesadüf değildir. Elbette başka ihtiyaçlarımız da var - her şeyden önce Karabağ'ın ve Doğu Zengezur'un yeniden inşası, insanların sosyal durumunun iyileştirilmesi. Biz bunu da yapıyoruz ve görüşülen bütçede bütün bunlar öngörülüyor. Ancak eğer kendimizi koruyamazsak, o zaman başka herhangi bir projemiz tamamen önemsiz olacaktır.

Güvenlik tedbirleri. Evet, bugün Azerbaycan halkı güvenlik ve huzur ortamında yaşıyor. Bu, günümüz dünyasında büyük bir servet sayılabilir. Çünkü bugün dünya haritasına baksak, Azerbaycan halkı kadar istikrar, huzur ve barış ortamında yaşayan çok az halk ve ülke olduğunu görürüz. Bu, bizim gerçeklerimizdir. Bu yüzden güvenlik tedbirleri daima gündemde olmalıdır. Ülke içinde herhangi bir risk mevcut değil - ne fiziksel riskler, ne ideolojik riskler, ne de başka bir risk. Bütün riskler sınırlarımızın dışında şekilleniyor. Azerbaycan güçlendikçe, daha aktif ve açık, bağımsız bir politika yürüttükçe, bize yöneltilen her bir oka karşılık 10 ok geri attıkça, bize karşı baskılar daha da artacak. İşte biz bugün bize yönelik tek bir darbeyi bile cevapsız bırakmıyoruz. Bir darbeye belki 2, 5, 10 darbeyle karşılık veriyoruz ki herkes yerinde otursun, bizim işlerimize karışmasın, yaşam tarzımıza burnunu sokmasın ve bize yol göstermesin. Herkes gitsin kendi halkının, kendi devletinin hâline ağlasın. Bugün Azerbaycan'ın gerçekleri öyle ki, biz birçok ülke için örnek olduk. Bu nedenle risklerle ilgili - hem fiziksel hem ideolojik risklerle ilgili - ciddi tedbirler alınıyor ve alınacak.

İdeolojik güvenlik de fiziksel güvenlik kadar önemlidir. Çünkü ideolojik provokasyon ülkenin içine yöneltilir. Biz sınırlarımızı koruyoruz ve bu da görevlerden biridir. Devlet sınırlarımızın muhafazasını, korunmasını modern teknolojilerden yararlanarak sağlamayı başardık. Ama ideolojik riskler sınır tanımıyor, özellikle günümüz dünyasında, internet dünyasında, siber saldırılar dünyasında, yapay zekâ dünyasında. Bu yüzden biz kendimizi ideolojik provokasyonlardan korumalıyız. Nasıl? Her şeyden önce, elbette ki eğitim. Halkımız ne kadar eğitimli, bilgili, okumuş olursa, işte bu yalanlara, bu söylentilere, zehir dolu bu ideolojik provokasyonlara o kadar kanmayacaktır. İkinci olarak vatanseverlik. Eminim ki hepimiz, her vatansever Azerbaycanlı, Azerbaycan vatandaşı kendi devletiyle gurur duyuyor. Biz dünyada eşi benzeri görülmemiş bir Zafer kazandık. Üstelik yine söylüyorum, tek başımıza.

Bugün çeşitli yerlerde savaşlar sürüyor. Herkesin arkasında, nasıl derler, büyük bir dayı var. Bazılarının arkasında birkaç tane. Ama biz tek başımıza. Ama o büyük dayıların hepsi bize karşıydı. O Minsk Grubu'nun eş başkanları bize karşıydı. Onlar bugün dünyanın önde gelen devletleridir, bakın, biz kime karşı savaş yürütmüşüz. Ermenistan'ın arkasında onlar durmuşlardı ve bugün de duruyorlar, herkes kendi bildiği biçimde. Bu yüzden biz hem Zaferimizle gurur duyuyoruz, hem cesaretimizle gurur duyuyoruz, irademizle gurur duyuyoruz, halkımızla gurur duyuyoruz, devletimizle gurur duyuyoruz. Bu yüzden bu da ideolojik provokasyonlara karşı ciddi bir engeldir. Elbette ki bizim ideolojik alanımız yabancı unsurlardan, yabancı etkilerden arınmış olmalıdır. Bu, aynı zamanda, bizim dış politika stratejimizdir. Dış politikayı biz öyle kuruyoruz ve bundan sonra da öyle kurmalıyız ki, hiç kimse bizim işimize müdahale etmesin. Bize hiç kimsenin yardımı da gerekmiyor, himayesi de gerekmiyor. Bize lazım olduğu zaman bize hiç kimse yardım etmedi. Bir milyon mültecimiz olduğunda hiç kimse bize el uzatmadı. Ne aldıysak parayla aldık. Bu meyanda bütün silahları da parayla aldık, üstelik dünya fiyatına - son kurşuna kadar. Ben size tam sorumlulukla söylüyorum, Başkomutan olarak, bütün bu konuları yöneten kişi olarak. Biliyorsunuz ki 2003'ten bu yana Azerbaycan ne kadar silahlandı, hem yerli üretimi oluşturdu, hem dışarıdan satın aldı. Bir kez bile bize bir manat, bir dolar indirim yapmadılar. Hatta bazen dünya fiyatından birkaç kat pahalıya sattılar. Biz de mecbur kalıp buna göz yumduk. Bu yüzden bu, çok ciddi bir konudur.

İdeolojik çalışmamız, parti aktivistleri tarafından da öyle yürütülmelidir ki, Azerbaycan'ın gerçekleri, ülkemizde yürütülen işler, çok olumlu atmosfer daima kamuoyu tartışmalarında yer alsın. Bugün Azerbaycan'da öyle geniş çaplı inşa çalışmaları yürütülüyor ki, bilmiyorum hangi ülkede buna benzer inşa çalışmaları var. Ben sadece Karabağ'ı, Doğu Zengezur'u kastetmiyorum, gerçi orada da eşi benzeri görülmemiş bir kalkınma var, her bir bölgede. Bu yüzden ideolojik çalışmanın doğru kurulması, kalıplardan vazgeçme, formalite niteliği taşıyan birtakım etkinliklerden vazgeçme vakti gelip çattı. Yani yeni, çağdaş ideolojik çalışmalar yürütülmelidir. Bizim üstünlüğümüz şundan ibarettir ki, bazı ülkelerden farklı olarak bizim efsane yaratmamıza gerek yok. Bazı ülkelerde bazı liderler hem geçmişteki bazı başarıları kendi adlarına çıkarmak istiyorlar, yahut da tarihi çarpıtarak kendi rollerini şişirmek istiyorlar, bize bu gerekmiyor. Bize gerekli olan, gerçeklerin her vatandaşa ulaşmasıdır - bugün çok çeşitlenmiş bilgi kaynaklarının olduğu bir dönemde, Azerbaycan dilinde de. Buna da dikkat etmek gerekir. Neden herhangi bir ülkede Azerbaycan dilinde bir mecra oluşturuluyor? Yani bize yardım etmek için mi? Hayır, bize karşı provokasyon yapmak için. Halkımızın kafasını karıştırmak için. Gençlerin beyinlerini zehirlemek için. İşte bu. Bir yerlerde Azerbaycan dilinde bir mecra ortaya çıktığını görüyorsanız, bilin ki amaç budur. Bu olguları bulmak için uzağa gitmeye gerek yok, yanı başımızda Azerbaycan dilinde gece gündüz bize karşı provokasyonlar yağdırılıyor. Ya da Batı ülkelerinde, orada da Azerbaycan dilli mecralar oluşturulmuş. Neden? Yani işte, bu birliği sarsmak için, Azerbaycan'ı kendilerine tabi kılmak için, bizi bağımsızlık yolumuzdan döndürmek için, sonra da bizi yönetmek için. İşte amaç budur. Bu yüzden bu, fiziksel güvenlik kadar önemli bir alandır ve burada bu işin merkezinde kim olmalıdır? Elbette ki Yeni Azerbaycan Partisi üyeleri.

Dediğim gibi, dış politikayla ilgili adımlarımız dünyada büyük takdirle karşılanıyor. Nüfuzumuz artıyor. Biz birçok yeni formata katılıyoruz. Bugün Azerbaycan kadar çok yönlü uluslararası ilişkiler kuran ve birçok ülkeyle, diyebilirim ki bütün kutuplarla temas hâlinde olan, kendi çıkarlarını savunan ikinci bir ülke bulmak zor, belki de vardır. Ama her hâlükârda bu nadir bir deneyimdir. Yalnızca son ayın olaylarını hatırlatmak yeterlidir ki herkes görsün, birbirine, yani, düşmanlık eden ülkelerin üst düzey temsilcileri uluslararası etkinlikler çerçevesinde Azerbaycan'da görüşüyorlar. Bunların arasında Azerbaycan'da belirli uluslararası risklerin azaltılması için görüşmeler, etkinlikler de yapılıyor. Neden Azerbaycan seçiliyor? Çünkü birincisi, bize güven var. Çünkü Azerbaycan'ın güvenilir bir ortak olduğunu biliyorlar. İkincisi, şimdi birçok ülke çeşitli kamplara üye olmuş, yahut da olmak istiyor. Biz ise hiçbir kampa katılmıyoruz ve katılmayacağız, bu bize gerekmiyor. Yüzölçümü ve nüfusu çok da büyük olmayan bir ülke için bağımsız bir faktör olarak dünya ölçeğinde ayakta durmak ve saygı kazanmak elbette kolay değildir. Bunun birçok sebebi var, bu konuda çok konuşmak istemezdim. Sadece, bundan sonra da görevler arasında dış politikamızın savunma odaklı değil, hem aktif, daha çok proaktif olması gerekiyor. Elbette ki ülkemizin uluslararası kuruluşlardaki rolü de inkâr edilemez. Şimdi bunu herkes iyi hatırlıyor, BM'den sonra ikinci en büyük kuruluşa biz 4 yıl başkanlık ettik, üstelik oy birliğiyle seçildik. Geçen yılın Kasım ayında artık çok kayda değer bir olay yaşanmıştı. Azerbaycan, Orta Asya İstişare Toplantıları'na tam üye olarak kabul edildi. Biz Orta Asya'da bulunmuyoruz, biz Güney Kafkasya'da bulunuyoruz. Ama bakın, Azerbaycan bu ülkelere ne kadar yakın, ne kadar ciddi siyasi, ekonomik, ulaştırma, enerji ve diğer projeler önemli ki, işte emsali olmayan bu olay da yaşandı.

Başka bir örnek verebilirim; 30 yıldır D-8 adlı bir teşkilat faaliyet gösteriyor. Orada 8 üye vardı. Müslüman âleminin nüfus bakımından en büyük ülkeleri orada bir araya geliyor. Bu 30 yıl boyunca oraya tek bir yeni üye bile kabul edilmemiştir. Yalnızca Azerbaycan, tabiri caizse, bu şerefli işi başardı ve biz artık D-8'in üyesiyiz. İslam İşbirliği Teşkilatı ile bizim çok sıkı ilişkilerimiz var. Gelecek yıl Azerbaycan'da Zirve Toplantısı yapılması gerekiyor. Bu Zirve Toplantısı sıradan bir Zirve Toplantısı olmayacak, çünkü bugün maalesef İslam ülkeleri birbirleriyle savaşıyor. Bu bizi çok endişelendiriyor, çok hayal kırıklığına uğratıyor; bu hiçbir zaman olmamalıydı. Herkes çok iyi biliyor ki biz İslam dayanışmasının güçlendirilmesi için ne kadar büyük çabalar gösteriyoruz ve burada da birleştirici rol oynuyoruz. Buna hem tarihimiz ve bugünümüz, hem de siyasi adımlarımız ve imkânlarımız zemin hazırlıyor.

Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin birçoğuyla stratejik ortaklık bildirgelerimiz, anlaşmalarımız var. Azerbaycan'ın 10 üye ülkeyle böyle bir formatı var. Diyebilirim ki, son dönemde iki tarihî olay yaşanmıştır. Çin ve Amerika ile stratejik ortaklık ilişkileri kurduk. Çin ile kapsamlı stratejik ortaklık bildirgesi imzalanmıştır, Amerika Birleşik Devletleri ile Stratejik Şart imzalanmıştır. Bunlar dünyanın iki süper gücüdür, üçüncüsü yoktur. Şu da bir gerçek ki, bu ülkeler arasında elbette meseleler müzakere ediliyor ve belirli bir rekabet de var. Bu ülkelerin ortak bir uzlaşı temelinde kuralları belirlemesi, bütün dünya için çok önemli bir etken olabilir. İşte bu iki süper güçle Azerbaycan stratejik ortaktır. Yani nüfusumuz, topraklarımız o kadar da büyük değil. Nedir bu? İşte bize duyulan güven, bize yönelik tutum, sözümüze duyulan güven. Artık dünyada bilmeyen yok ki, sözümüz imzamız kadar değerlidir. Neyi söylüyorsak, onun arkasında duruyoruz. Hiçbir zaman ikili oyun oynamadık. Hiçbir zaman herhangi bir ülkeye karşı ikiyüzlülük, riyakârlık sergilemedik. Oysa bu tür tutumlarla defalarca karşılaşmıştık, bugün de karşılaşıyoruz. Ama biz hiçbir zaman onlar gibi olamayız. Biz kendimize saygı duyan insanlarız, onurla yaşıyoruz, siyasetimizi de onurla yürütüyoruz. Bizim örneğimizde herkes görebilir ki, bu mümkündür. Tek başına düşmanı yenilgiye uğratmak, düşmana kendi şartlarını dikte etmek, onu kapitülasyon belgesine imza atmaya mecbur etmek, her ne kadar sana 30 yıl boyunca acı çektirmiş olsa da, ondan sonra gerektiği zamanda durmak, barışa ulaşmak ki artık kan dökülmesin. Çünkü bize ebedî savaş lazım değil, bu bizim tercihimiz olmadı. İkinci Karabağ Savaşı'nda biz gerektiği zamanda durduk ve 2023 yılının eylül ayında da gerektiği zamanda durduk. Oysa farklı seçenekler vardı. Ama ileri görüşlülük, stratejik düşünce ve halkımızın temel çıkarlarının dikkate alınması etkenleri, işte bu siyaseti belirliyor. Siyasette duygulara yer yoktur. Biz duygulara kapılsaydık, bugün herhalde üçüncü Zafer Takı Erivan'ın merkezinde dikilmiş olurdu.

Ekonomik ve sosyal meselelerle ilgili birkaç söz söylemek isterim. Talimat şimdiden verildi: gelecek yıl asgari ücret artırılacak, emekli maaşları artırılacak, sosyal yardımlar artırılacak.

Biz bu siyaseti düzenli olarak yürütüyoruz ki, Azerbaycan halkının refahı yıldan yıla iyileşsin. Ama elbette bunun için ekonomik kalkınma gerekli. Doğrudur, gayrisafi yurt içi hasılanın artışı o kadar büyük rakamlarla ölçülmüyor, ama genel ekonomik potansiyelimiz yeterince güçlüdür. Azerbaycan'da yalnızca iki kez Uluslararası Yatırım Forumu düzenlendi: bu yıl ve geçen yıl eylül aylarında. Her iki forumda imzalanan yatırım sözleşmelerinin toplam hacmi 20 milyar dolardan fazladır. Yani yatırım olmadan hiçbir ekonomi gelişemez. Burada yalnızca devlet yatırımları yetmeyecek. Bize yurt dışından yatırımlar lazım: hem petrol-gaz sektörüne, hem petrol-gaz dışı sektöre.

Dolayısıyla bu, aslında Azerbaycan ekonomisine duyulan güvendir. İşte eylül sonunda düzenlenen İkinci Yatırım Forumu'na dünyanın önde gelen yatırım kuruluşları katıldı. Yönettikleri kaynak 30 trilyon dolardan fazladır. Yani hangi düzeydeki insanların – üstelik bu şirketlerin, bu yatırım fonlarının üst düzey yöneticileri gelmişti – Azerbaycan'la işbirliği yaptığını ve bundan sonra da işbirliği yapmak istediğini hayal etmek zor değil.

Uzun yıllar boyunca dış borcumuzu azalta azalta gidiyorduk. Vaktiyle ben, bunun gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10'una eşit olması yönünde bir hedef koymuştum. Bugün dış borcumuz gayrisafi yurt içi hasılamızın yüzde 5,6'sını oluşturuyor. Bu da dünya genelindeki en düşük göstergelerden biridir. Şunu söyleyebilirim ki, gelişmiş bütün ülkelerde bu ya yüzde 100, ya 110, ya da 120'dir. Ben de yatırım forumunda konuşurken belirttim ki, biz istersek 24 saat içinde borcumuzu sıfırlayabiliriz. Bu ne demektir? Şu demektir ki, gelecek nesillere biz borç bırakmayacağız. Ekonomik kalkınmamızın daha da hızlı ilerlemesi için biz yatırım projelerini daha da aktif şekilde hayata geçireceğiz.

Bu yüzden ekonomik istikrar ve mali istikrar bugün bizim çok ciddi bir başarı etkenimizdir. Büyük harcamalar yapılmasına rağmen – askerî konulara, ordu inşasına, sınırların korunmasına, Karabağ'ın yeniden inşasına – biz döviz rezervlerimizi yıldan yıla artırıyoruz ve artık döviz rezervlerimiz 90 milyar dolara ulaştı, dış borcumuzdan yaklaşık 20 kat fazla. Eğer biri ikinci böyle bir ülke bulursa, bana söylesin, ben de bileyim.

Yeni jeopolitik ve ekonomik gerçek şudur ki, bugün birçok ülke enerji kaynaklarını eskisi gibi elde edemiyor. Burada yine Azerbaycan, dünya ölçeğinde her çeşit enerji kaynağını üreten, çıkaran ve ihraç eden nadir ülkelerdendir – ham petrol, petrol ürünleri, doğal gaz, elektrik enerjisi, petrokimya ürünleri ve gübreler. Bunların üretimi için de ana kaynak enerjidir.

Bugün özellikle petrol ürünleriyle ilgili yaşanan kriz, maalesef, herhalde daha da derinleşecek. Çünkü bu krizin iki kaynağı var: biri bizim Kuzeyimizde, ikincisi ise Körfez bölgelerinde, yani Güneyde. Artık geleneksel tedarikçilerden bazıları iç talebi karşılamak için mecburen ihracatı durduruyor.

Burada şunu da söyleyebilirim ki, Azerbaycan'a birçok ülkeden başvurular yapılıyor, ürettiğimiz petrol ürünlerini o ülkelere ihraç etmemiz için ricalar geliyor. Biz ise bütün işleri zamanında yaptık. Bugünkü potansiyelimiz – yalnızca petrol ürünlerini kastediyorum – 30 milyon ton. Bunun 7 milyon tonu Azerbaycan'daki petrol rafinerisinde işleniyor, 23 milyon tonu ise yurt dışında. İşte bunu biz zamanında yaptık. Bir tesisi sıfırdan kurduk, iki tesis satın aldık. Bugün 30 milyon ton petrol ürününe sahip olan – üstelik tek yerde değil, üç yerde – ülkeler de çok değil. Bu yüzden, çevremizde süren savaşların durmadığını – bir kez daha söylüyorum, maalesef; biz çok isterdik ki dursun, ama durmuyor – göz önünde bulundurursak, ürünlerimize, gazımıza olan talep daha da artacak.

Bu “yeşil gündem”le bütün dünyayı bezdiren aktivistler de artık anlamış durumdalar ki, yani petrolsüz, gazsız, yakıtsız hiçbir ekonomi gelişemez. Siz iyi hatırlıyorsunuz ki, COP29 döneminde ve arifesinde bize karşı, petrol ülkesinde iklim konferansı yapılmamalıdır diye ne kadar dayanaksız suçlamalar dile getirilmiştir. İyi de, Kanada bizden 10 kat daha fazla petrol çıkarıyor. Orada yapılabilir de bizde yapılamaz mı?! Yani yine önyargılı bir yaklaşımdı. Ama şunu söylemek istiyorum ki, bugün “yeşil geçiş”le ilgili tezi ortaya atanlar arasında da artık ciddi tartışmalar yaşanıyor. Peki, bırakın almasınlar bizim gazımızı, petrolümüzü, petrol ürünlerimizi. Onların ekonomisi nasıl gelişecek? Bu yüzden enerji kaynakları bakımından zengin olan Azerbaycan bugün çok ciddi bir jeopolitik ve güvenlik etkenine dönüşüyor. Çünkü enerji güvenliği, her ülkenin millî güvenliği demektir ve bizim rolümüz daha da artacak.

İşte yatırım forumları çerçevesinde imzalanan sözleşmelerin bir kısmı da tam olarak gaz ve petrol üretiminin artırılmasına yol açacak. En büyük petrol yatağımız olan “Azeri-Çırak-Güneşli” 30 yıldan fazladır işletmede ve orada doğal düşüş süreci yaşanıyor. Bu yüzden imzalanan yeni sözleşmeler, yurt dışında edindiğimiz petrol sahaları da dahil, bize yalnızca üretimi sabitlemek için değil, artırmak için de imkân sağlayacak. Bunların arasında geçen ay imzalanan gaz sözleşmesi de bize – yalnızca tek bir sözleşme – ilave 5 milyar metreküp gaz verecek.

Yani bu uzun vadeli bir stratejidir, ülkemizin önemi giderek daha da artacak. Buna eğer ulaştırma sektörünü de eklersek – bu konuda da çok konuşmak istemiyorum – sadece şunu söyleyebilirim ki, bu yıl Azerbaycan topraklarından geçmesi beklenen transit yüklerin hacmi 16 milyon tona ulaşacak. Yani bu büyük bir artıştır. Vaktiyle biz 3-4 milyon tonu hayal ediyorduk. Altyapı oluşturduk, temaslar kurduk, bunların yanı sıra gerekli idari tedbirleri aldık ve bu koridorları – Orta Koridor'u ve Kuzey-Güney Koridoru'nu – çok cazip hale getirdik. Ancak yolun yarısındayız. Ben şöyle bir hedef koydum: Azerbaycan topraklarından geçen transit yükler orta vadede 30 milyon tona ulaşacak. Bir düşünün, bize ne kadar ek kaynak gelecek, binlerce iş yeri yaratılacak ve ülkemizin önemi daha da artacak.

Elbette, temel görevlerden biri Karabağ'ın ve Doğu Zengezur'un yeniden inşasıdır. Dün bana verilen son bilgiye göre, Karabağ'da ve Doğu Zengezur'da 96 bin insan yaşıyor, çalışıyor, eğitim görüyor. Biz bugüne kadar bu bölgelerin kalkınmasına 28 milyar manat kaynak ayırdık. Bunların büyük çoğunluğu altyapı projelerine yönlendirildi, bunların büyük bölümü tamamlandı. Aynı zamanda, bugün 48 yerleşim yerinde eskiden yerinden edilmiş kişiler artık yerleşmiş durumda ve bundan sonraki yıllarda “Büyük Dönüş” daha da hızlı ilerleyecek.

Görevler elbette ki, bahsettiğimden daha da fazladır. Sadece vaktinizi fazla almak istemiyorum. Ben bugün temel, yani stratejik önem taşıyan yönleri dile getirdim, bu düşünceleri sizinle paylaşmak istedim. Emin olduğumu belirtmek istiyorum ki, Yeni Azerbaycan Partisi'nin aktivistleri, bütün üyeleri bu tarihî görevlerin yerine getirilmesinde aktif şekilde yer alacaklar.

Partimize yeni zaferler diliyorum.

Son dakika haberleri anında

İstanbul Post'u X'te takip edin — @istanbulpost26

Takip Et
Reklam
Nursan Spor
Spor zemini & çelik konstrüksiyon — 2013'ten beri
Teklif Al
NOVA AI robotuYAPAY ZEKA AJANSINOVA AIweb tasarım · yazılım · otomasyonnovaajans.tr