Polonya Başbakanı Donald Tusk, 31 Ekim Cumartesi akşamı Anayasa Mahkemesi krizi hakkında ulusa sesleniş konuşması yaptı. Tusk, bir gün önce mahkeme binasının önünde yaşananlar için “utanç verici olaylar” dedi ve “Huzurun yolu, hukuksuzluğa ve şiddete boyun eğmekten geçemez” diye konuştu. Yaklaşık beş buçuk dakika süren konuşmanın ilk bölümü haberdeki videoda Türkçe altyazıyla izlenebiliyor.

Tusk Anayasa Mahkemesi önündeki olaylar için ne dedi?
Tusk konuşmasına, Cuma günü mahkeme binasının önünde tanık olunan olayları anarak başladı ve Polonya'da bir daha benzer sahnelerin yaşanmamasını çok istediğini söyledi. Ardından şu çizgiyi çizdi: Huzur, hukuksuzluğa ve şiddete boyun eğerek sağlanamaz; demokratik bir devletin güçlü ve adaleti uygulatabilecek durumda olması gerekir. Tusk, “bazı konularda uzlaşı olamaz” diyerek mahkeme krizinde geri adım atmayacağı mesajını verdi.
Tusk kimleri suçladı?
Tusk, mahkemeye yönelik saldırıyı, Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) ile Cumhurbaşkanları Andrzej Duda ve Karol Nawrocki'nin hukuk devletini yıpratma sürecinin yeni bir aşaması olarak niteledi. Olayları kışkırtanlar arasında PiS ve Konfederasyon çevrelerinden, Grzegorz Braun'dan Robert Bąkiewicz'e uzanan isimleri andı. Demokrasi karşıtı grupların yurt dışındaki Rus yanlısı çevrelerden ve Rus bot ağlarından destek gördüğünü ima etti; bu grupların “Kremlin'in baş ideoloğu” tarafından övüldüğünü söyledi.
Başbakan, polisin saldırganlara karşı “çok sakin ama kararlı” davrandığını ve mahkemeyi koruduğunu belirtti. Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski'nin, Sejm'in seçtiği yargıçları çalışmaktan alıkoyduğunu; bu yargıçlar görevlerine başlamaya çalıştığında saldırıya uğradıklarını öne sürdü. Sejm'in yargıçları seçtiğini, yargıçların yemin ettiğini, ancak Cumhurbaşkanı'nın bu yeminleri kabul etmediğini söyledi.
Tusk, tartışmayı bir benzetmeyle anlattı: Yaşlı bir kadının çantasını kapıp kaçan hırsız yakalanınca “bana şiddet uygulanıyor” diye bağırıyor, çantayı geri almaya çalışılmasına hırsızlık diyor; bazı seyirciler, yani “simetriciler”, işi yatıştırmak için hırsızla mağdurun çantanın içindekini eşit paylaşmasını öneriyor. Tusk bu benzetmenin ardından “Bağırış, yalan ve kavga Polonya'da hukukun kaynağı olamaz ve olmayacak” dedi. Hukuk devletinde bir siyasetçinin, cumhurbaşkanı bile olsa, mahkemenin ya da anayasa mahkemesinin alanına girip yargıçlara talimat veremeyeceğini ve onları yıldıramayacağını da söyledi. Konuşmayı Polonya'nın “güçlü, demokratik ve kararlı” olduğunu söyleyerek bitirdi.

Konuşmaya hangi tepkiler geldi?
Konfederasyon'un liderlerinden Sławomir Mentzen, konuşmayı iğrenç, yalan ve manipülasyon dolu buldu; “Tusk'un iktidarının sonu yavaş yavaş görünüyor” dedi. Konfederasyon Milletvekili Konrad Berkowicz ise Tusk tarafının hukuku çiğnediğini ve mahkemeyi zorla ele geçirdiğini savundu. Hükümet cephesinden İçişleri Bakanı Marcin Kierwiński, başbakanın hukuk devletini savunmaktan geri adım atılmayacağını açıkça söylediğini belirtti; hükümet sözcüsü Adam Szłapka da “bazı konularda uzlaşı olamaz” dedi. Tusk, konuşmanın videosunu “Polonya'da hukuk şiddete galip gelecek” notuyla paylaştı.
Cuma günü Anayasa Mahkemesi önünde ne olmuştu?
Krizin zemini 30 Ekim Cuma günü Varşova'daki Anayasa Mahkemesi binasının önünde atıldı. Aktarılanlara göre Cuma akşamı binanın önünde toplanan kalabalığın bir kısmı içeri girmeye çalıştı, bir kapının güvenlik çiti kesildi; polis binayı koruma altına aldı. Mahkeme Başkanı Święczkowski ile Başkan Yardımcısı Bartłomiej Sochański'nin görevden uzaklaştırıldığı, yönetimi en kıdemli yargıç Anna Korwin-Piotrowska'nın devraldığı bildirildi; mahkemenin önceki yönetimi bu değişikliğin hukuka uygunluğunu kabul etmiyor. Senegal ziyaretinden dönen Cumhurbaşkanı Nawrocki de mahkemeye gitti; o geceki arbede konusunda taraflar çelişkili anlatımlar sunuyor.
Referandum ve anayasa değişikliği gündemde mi?
Konuşmada referandum, anayasa değişikliği ya da yeni bir yasa duyurulmadı. Tusk yalnızca mahkemenin “olması gerektiği gibi çalışmaya başlamasını” beklediğini, mahkemenin güvenliğini ve çalışma koşullarını sağlamanın yürütmenin sorumluluğu olduğunu ve bu görevi yerine getireceğini söyledi. Bazı yayın organları ise hükümetin krizi aşmak için anayasa değişikliği ve referandum seçeneğini değerlendirdiğini yazmıştı; ayrıntıları açıklanmış değil.






